• Tan: AKP, 23 Haziran’da Osmanlı tokadı yedi, iniş sürecine girdi, kolay kolay çıkamaz

    AK Parti’nin devamı olduğu Refah ve Fazilet partilerinde siyaset yapan ve 3 dönem de HDP’den milletvekili seçilen, son olarak 24 Haziran seçimlerinde SP’den İstanbul milletvekili adayı olan Altan Tan Tarafsız Haber Ajansı’na konuştu: “AKP 23 Haziran’da halktan yedi ve bir iniş sürecine girdi…”

    FERİT ASLAN/TARAFSIZ HABER AJANSI/DİYARBAKIR
    • Altan Tan, “Bundan da kolay kolay çıkamayacağını düşünüyorum. Keşke çıksa, AK Parti’nin çıkamaması işte daha 4 yıl var seçime bu 4 yıl bize cehennem azabı çektirir” dedi. Çözüm sürecinde de yer alan ve İmralı Adası’na giden isimler arasında olan Tan, sürecin herkes tarafından el birliği ile bitirildiğini söyledi.
    • Seçimde gündeme gelen Öcalan’ın mektubunu da değerlendiren Tan, “Mektup Öcalan’dan hangi şartlarda geldi, niye geldi, nasıl geldi. Ben biraz bu işleri bilen birisiyim ama bu tartışmayı bir yana bırakın. İnanın Kandil de ‘Tarafsız kalın’ deseydi halk yine bildiğini yapacaktı” diye konuştu.
    • Davutoğlu ile Babacan ve Gül ikilisinin kuracakları parti konusunda ise Altan Tan, şu değerlendirmeyi yaptı:
    • “Hikâyenin doğru bir hikaye olması lazım, Davutoğlu ve Gül için söylüyorum. İyi bir kadro olması lazım. Şimdi siz en güzel türküyü veya şarkıyı alın sokakta bir adama söyletin hiçbir anlamı olmaz, bozar o şarkıyı. Şarkı kötü bir şarkı değil ama okuyanın da doğru düzgün bir okuyucu olması lazım. Kadrodan kastettiğim bu. İyi bir hikaye ve iyi bir kadro. Bunu da bugünden bilmiyoruz. Bir sahaya çıksınlar görelim.”

    “HEM AKP’DE, HEM KÜRT CENAHINDA SÖYLEDİĞİMİZ SÖZLERİN MÜŞTERİSİ YOKTU”

    Altan Tan, yaklaşık 1 yıldır neden gözlerden uzak olduğunu anlatırken, “Milletvekiliyken de evimi Ankara’ya götürmedim orada misafirhanelerde ve otellerde kaldım. Belki de verdiğim en isabetli kararlardan biridir şimdi öyle değerlendiriyorum. Dolayısıyla tekrar evime döndüm Diyarbakır’a döndüm” dedi.

    Tan, medyadan uzak olmasını da değerlendirdi:

    “Birincisi eğer piyasaya sürdüğünüz ürünün veya halk tabiriyle malın alıcısı yoksa müşterisi yoksa siz ne kadar bağırıp çağırırsanız, feryat figan ederseniz de boşuna bağırıp çağırmış olursunuz. Peki bu son bir yıldır hatta iki yıldır bizim müşterimiz yoktu. Yani hendeklerden başlayan dönemden itibaren. Hem AK Parti cenahından hem Kürt cenahından Biz ne yaparsak yapalım oyumuzu alıyoruz, dolayısıyla bir yanlış yapmıyoruz halk da bundan memnun’ diyen bir Türkiye siyasetinde Kürt siyasetinde ve AKP’de de vardı. Böyle diyen bir kitle vardı. Onun için söylediğimiz sözlerin büyük bir bölümünün karşılığı yoktu yani müşterisi yoktu…”

    Altan Tan, medya kanallarının kendisine kapatılması, İstanbul seçimleri, Öcalan’ın seçim mektubu, çözüm serici, AKP’den ayrılanların kuracağı belirtilen siyasi partiler konusunda satır başları ile şöyle konuştu:

    “İSTANBUL SEÇİMİ BİR MİLAT OLDU, HİÇ BİİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK”

    Medyanın durumu ortada, iktidar medyasında ben ve benim konuşan kimse çıkamıyor. Sadece ben değil. Diyeceksiniz peki muhalif medyada niye yoksunuz, Fox’ta, Halk TV’de, Saadet Partisi’nin TV 5’inde niye yoksunuz? Enterasan bir şekilde oralar da kapalı ne olduysa ne yaptıysak. Ne yapmışsak da geçmişte bir şeyler yapmışız herhalde. Dolayısıyla hem yol kapalı hem de söyleyeceklerimizi dinleyecekler olmadığı için müşterisi olmadığı için dedik ki biraz susalım, dinleyelim görelim. Ama İstanbul İstanbul seçimleri bir millat oldu. Türkiye’deki bütün taşlar yerinden oynadı. Artık Türkiye siyasetinde de Kürt siyasetinde de Ortadoğu siyasetinde de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir dönem açılıyor e artık bu dönemde bizim de söyleyeceklerimiz var. Bugün daha fazla dinleyici bulabileceğimizi ön görüyorum tahmin ediyorum.

    “HALK, 23 HAZİRAN’DA AKP’YE OSMANLI TOKADI ATTI”

    Buna farklı metaforlarla cevap verebilirim. Örnek olarak, bardağı taşıran son damla, Heyelan ve Nasrettin Hoca’nın eşeğini terbiye etme metaforu var. Şimdi sosyal olaylar da böyle. Çok farklı metaforlarla bunları anlatabiliriz. Bir şeyler birikti birikti ve 31 Mart’a patladı. Tabi arkasında iktidarın bundan ders almaması ısrarla eski inadını devam ettirmesi ikinci bir büyük tepkiyi getirdi. İşte 23 Haziran seçimlerinde dedikleri bir tokat attı halk. 31 Mart sonrası yapılan anket araştırma ve değerlendirmelerde de Kürt oyları çünkü, Kürt oyları derken bir HDP’liler, bir de AKP içindeki Kürtler’in oyları kastediliyor. Kürt seçmenlerin neredeyse yüzde 99’u AKP’ye oy verenlerin de neredeyse yüzde 50’si ya sandığa gitmedi ya da gidip İmamoğu’na oy verdi. Özelikle AK Partililer için bu sandığa gitmeme olayı var. Dolaysıyla Kürtlerin oyu zaten 31 Mart’a sandığa girmişti. Bu 800 bin oy onlarla izah edilebilecek bir şey değil. Kürtler 31 Mart’a gidip İmamoğlu’na oy verdi belki ilk sefer gitmeyenlerin bir bölümü ikinci sefer gidip oy verdi. Ama, fark açısından söylüyorum bu 800 bin değil. Dolayısıyla Kürtler’in oyları büyük bir oranda belirleyici olmuştur. Kürtler sayesinde tırnak içinde diyorum artı oy olarak Ekrem İmamoğlu seçimi kazanmıştır. Ama bu ikinci seçimdeki 800 bin oy farkı daha başka birşeydir. Kürtler’in dışında bu gidişattan rahatsız ciddi bir kitle var. Bunun içinde Karadenizli bir kitle de var. Hatta bir kısım MHP’li seçmen de var.

    “KANDİL’DE ‘TARAFSIZ KALIN’ DESEYDİ, HALK YİNE BİLDİĞİNİ YAPACAKTI

    Hükümet, AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı güvenilirliğini kaybetti. Bir gün çıkıp işte ‘Türkiye’de Kürdistan’ mı var yallah Kürdistan’a’ diyeceksiniz, bir gün Binali Yıldırım Diyarbakır’a gelecek Kürdistan’dan bahsedecek. Birincisi güvenilirlik, inandırıcılık ortadan kalktı yani Kürt seçmen açısından söylüyorum. Bu güvenilirlik ve inandırıcılığın kaybedilmesinini önemli bir iki parametresi var. Bunlardan bir tanesi çok sık değişen dil, bir gün işte sizi okşayan bir dil bir gün ise işte ‘yallah Kürdistan orada’ diyen bir dil. Bir diğeri de bölgedeki AKP’nin aktörleri. Kürtler’in dilleri ile, kültürleri ile tarihleri ile hiçbir alakası olmayan nereden geldikleri, nasıl ortaya çıktıkları meçhul bir sürü insanın en ön sıralarda yer alması. Yani teşkilatlarda, milletvekili ve belediye başkanlığı adaylıklarında ön sıralarda olması, bu inandırıcılığı tamamen ortadan kaldırdı. Diğer bir sebep ise, günü birlik çözümler. Yani bir çocuk gibi görmek halkı. İşte seçime 3 gün kala bir mektup oradan getirmek. O mektup nasıl geldi, niye geldi, Öcalan hangi şartlarda dedi de bundan sonra bu iş nereye gidecek, bunların hiçbirisinin ön hazırlığını yapmadan işte tıpkı bir çocuğun eline elma şekeri vererek işte başını sıvazlayarak hadi gel bu işi yapalım. İşte bu da inandırıcılıkla bağlantılı ikinci en önemli sorun. Sorunları sürekli basite indirgemek kolaya indirgemek, karşıdakini çok basit zekalı gören hatta zekasız gören bir yaklaşım. Tabi kitle buna itibar etmedi. Tabi bu Öcalan’dan hani şartlarda geldi, niye geldi, nasıl geldi. Ben biraz bu işleri bilen birisiyim ama bu tartışmayı bir yana bırakın. İnanın Kandil’de tarafsız kalın deseydi halk yine bildiğini yapacaktı.

    “ARAP BAHARI, AKP’NİN BÜTÜN KİMYASINI BOZDU”

    Daha öncede AK Parti içerisinden ayrılan ve bir kısmı parti kuran bir çok kişi oldu. Bunlar siyasetin polemik inceleme konusu. Ama asıl sorulacak soru şu, siyasete yeni bir kana, yeni bir kanala yeni bir hikayeye ihtiyaç var mı? Bana sorarsanız var. Niye çünkü, AK Parti iktidara geldiğinde geçmişe dönük ulusalcı, laikçi, laikçi derken herkese zorla dayatılan, zorla yaşam şeklini değiştiren baskıya ve totaliter bir anlayışa döndüren zihniyeti kastediyorum. Yani ulusalcı laikçi baskılar var. Ekonomi kötüye gidiyor. O dönemin kadroları ne dedi, bu iş böyle gitmez Türkiye’de barışa ihtiyaç var, iç barışa ihtiyaç var. Dış dünya ile iyi diyaloglara ihtiyaç var. İçeride ciddi bir ekonomik kalkınmaya ihtiyaç var. Refahın paylaşılmasına ihtiyaç var. İşte Avrupa Birliği’ne girmek gerekir. İşte Erbakan’la ayrı düştükleri en önemli konulardan biri de bu Avrupa Birliği meselesi, Avrupa ile Amerika ile ilişkiler. Fakat, İktidara geldiklerinde bu süreç sürekli böyle devam etmedi. İşte ilk birkaç yıl bunların birkaç tanesi gerçekleşti, bazı haklar özgürlükler, toplumsal barış, ekonomik iyileşme ama bunun dönüm noktası Arap Baharı oldu. 2010 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı hem Ortadoğu’nun hem Türkiye’nin hem de AKP’nin bütün kimyasını bozdu.

    “AKP, AVRUPA, ABD VE NATO İLE YOLLARINI AYIRARAK TEK BAŞINA AKTÖR OLMA YOLUNA GİRDİ”

    AKP, bir güç vehmederek kendinde Avrupa ile Amerika ile NATO ile batı dünyası ile yollarını ayırarak tek başına bir aktör olma yoluna girdi. Peki bu doğru bir yol muydu, doğru şekilde yapsaydı doğruydu. Ama yanlış şekilde yapıldı. Altyapısı olmadan, bir hazırlık olmadan, ekonomik iyileşmeler olmadan yani gücünüzün ve takatinizin ötesinde işlere girdiğiniz an bir de yanlış girdiğiniz an. Mesele en başta Suriye politikası bütün her şey berbat oldu. İşte o süreçten sonra Batı ile Amerika ile Avrupa ile NATO ile işte küresel güçlerle ilişkiler bozuldu. O bozulmalarla birlikte Suriye’de Irak’ta yanlış işlere girildi. Paramiliter güçlerle askeri operasyonlarla falan daha farklı kulvarlara girildi bir başka programda daha uzunca konuşabiliriz belki. Arkasından ekonomi bozuldu bu dengelerle. Dışarıdan gelen 450 milyar deniliyor 500 milyar dolara yakın dış kredi imkan işte yatırıma, teşviğe, tarıma, kültüre, ziraate, hayvancılığa sanayiye, orta sanayiye, dış ticarete harcanacağına işte buna inşaat ekonomisi dediğimiz sahalara verildi ve bunlarla ilgili en az 9-10 konuşma genel kurulda yaptım. Kimse dinlemedi dediğim gibi herkes sarhoş, herkes memnun işte yollar yapılıyor köprüler yapılıyor bunlar da kalkmışlar hikaye okuyarlar denildi. Son dönemlerde susma sebeplerimizden biri o. Ama bugün görüldü ki bunlar yanlış.Yani dış politika yanlış, Ortadoğu politikası yanlış, inşaat ekonomisi yanlış, bir de bu yanlışlar yapılırken iki büyük koz geçti iktidarın eline.

    Altan Tan, Tarafsız Haber Ajansı’ndan Ferit Aslan’a konuştu.

    “PKK, HENDEK-BARİKATLARLA İÇ SAVAŞ ÇIKARMAK İSTEDİ, KARŞI ÇIKANLAR DİSKALİFİYE EDİLDİ”

    Bunlardan birisi PKK’nin hendeklerle başlayan Türkiye’yi Ortadoğulaştırma veya bölgeyi Diyarbakır’ı, Nusaybin’i Cizre’yi, Viranşehir’i Rakkalaştırma, Haleb’e çevirme, Musul’a çevirme operasyonu yani iç savaş senaryoları. PKK, Türkiye’de bir iç savaş çıkarmak istedi. Ve sebebini kimseye izah edemeyeceği bir şekilde. Buna karşı çıkanlar da bizim gibi diskalifiye edildi. Feryat figan ettik, anlattık, bağırdık, çağırdık bu yol yol değil, gidişat gidişat değil dedik ama kimse dinlemedi. PKK, iç savaş çıkarmak isteyince bu hendekler, barikatlar çatışmalarla, Gülen Cemaati’de işte NATO bağlantısı olduğu da şuan söyleniyor bir darbe girişiminde bulundu. Bir taraf iç savaş, bir taraf da darbeye gidince iktidar tamamen işte daha güvenlikçi daha sert içlere girmek zorunda kaldı. Bir yerden sonra da işte Nasrettin Hoca hikayesi gibi ne yapsam sonu yok, haksız hukuksuz görevden almalar, Kanun hükmünde kararnameler.

    “TÜRKİYE, BU ŞEKLİYLE İLERİYE GİDEMEZ, YENİ BİR HİKAYE LAZIM”

    Bir partiden çok şu anki durumu yani ihtiyaç var mı yok mu? Bunu bir doğru anlamak lazım. Şuan Türkiye geldiği noktada bu şekliyle daha ileriye gidemez. Milli gelir 12 bin dolardan 8 bin küsür dolara inmiş, patinaja girmiş 6-7 senedir buradan çıkamıyor, dış borçlarını ödeyemiyor, yeni yatırımlar devlet de özel sektör de yapamıyor. Banka kredi faizleri yüzde 30’un üzerinde, bugün Türkiye’de yüzde 30 kazanan bir sektör yok. İnşaat sektörü olduğu gibi çöktü. Otomobil sektörü çöktü. Dolayısıyla ekonomik olarak da kültürel olarak da, siyasi olarak da, Kürt meselesi olarak da Ortadoğu’da artık bundan ötesine Türkiye gidemez yeni bir hikaye lazım. İşte bu yeni hikayeyi kim yazarsa yeni parti yeni siyasi oluşum o. Yeni hikaye ne? Kabaca iki başlık. Bir iç barış, iki dış barış. Önce Türkiye’nin içindeki ayrıştırmacı, çatıştırmacı, bölücü, itici, kırıcı dil terk edilecek. Mesele bu son seçimde İmamoğlu başarısının altında en önemli olarak bu dil yatıyor. Ama sayın Cumhurbaşkanı halla eski dilin para ettiğini düşünüyor. Dil değişecek, laik dindar gerilimi bitecek. Kürt meselesi bir çözüme oturacak. İnsan hak ve özgürlükleri garanti altına alınacak. Hukuk ve eğitim reformu olacak. Yani taşlar yerli yerinde oturacak içeride iç barış dediğim bu. Dış barış dediğim tamam körü körüne NATO’ya Avrupa’ya Amerika’ya bağlı olmayın Rusya ve Çinle de ilişkide bulunun ama bir gün Rus’un uçağını düşürüp 6 ay 8 ay domates ihracından tutunda turizme kadar bıçak gibi keseceksiniz 2. gün gidip birbirinizi öpeceksiniz, 3. gün tekrar Amerika’ya döneceksiniz. Bu kadar yüksek tansiyonu hiçbir hasta kaldıramaz.

    “ÇÖZÜM SÜRECİNİ HERKES EL BİRLİĞİ İLE BOZDU, TÜRKİYE’DE SİLAHLARIN ROLÜNÜN BİTMESİ ŞART”

    Kürt sorunu mutlaka bir çözüme gelecek, işte bugün Suriye’de bir ilerleme kaydedilememesinin en önemli sebeplerinden birisi işte orada PKK varlığı Kürt siyasal varlığı, Türkiye’nin bunu kendine tehdit olarak görmesi. Tabi PKK’nin de artık mutlaka Türkiye’de silahları bırakması lazım. Türkiye’de Kürt siyasetinde silahların devrinin bitmesi yıllar oldu. Biz 2013’ten 2019’a geçen bu 6 yıllık süreyi korkunç bir şekilde heba ettik. Bugün PKK’ye sorarsanız diyor ‘Hükümet vazgeçti’, Hükümet’e sorarsanız diyor ‘PKK askerlerini çekmedi’. Bu işin göbeğinde biri olarak söylüyorum. Sayın Mesud Barzani’nin yemek masasında bulundum, Neçirvan Barzani’nin, Celal Talabani’nin, Murat Karayılan’ın, Sabri Ok’un, Mustafa Karasu’nun, Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’ın ve İmralı’da Abdullah Öcalan’ın masasında oturmuş bir kişi olarak söylüyorum; bu işi herkes el birliği ile bozdu. Suçu işte ona at buna at değil, hepsinin beli derecelerde rolü var. Türkiye’de silahların rolünün bitmesi şart.

    “GÜL VE DAVUTOĞLU BİR SAHAYA ÇIKSINLAR GÖRELİM, ESİP GÜRLEMEK İLE OLMUYOR”

    Şimdi ben isimler üzerinden bir polemiğe girmek istemiyorum. Çünkü, bu isimlerden birçoğu yakinen tanıdığım. Bu hikayenin bu anlattıklarım çerçevesinde doğru düzgün bir hikaye olması lazım. Ekonomide, Siyasete, Kürt Sorunun’da Avrupa Birliği, Ortadoğu, Rusya konusunda anlatacaklarınız önemli. Ne anlatıyorsanız doğru düzgün bir hikayeniz olması lazım. Niye doğru düzgün bir hikaye diyorum. En büyük örnek Yunanistan. Çipras diye genç, sempatik delikanlı, yakışıklı, işte ben kıravat takmayacağım, tanrıya inanmıyorum diye çok açık söyledi bunları. Ama rest çekti işte ben AB’ye de rest çekeceğim, borç da ödemeyeceğim dedi ee Karadenizli’nin dediği gibi ‘ne oldi’ işte 6 senenin sonunda Yunanistan başladığı yere döndü ve yapmayacağım dediği şeylerin yüzde 80’inin 90’ınını da Çipras’a kanırta kanırta yaptırdılar. Şunu anlatmaya çalışıyorum esip gürlemekle bu işler olmuyor. Hikayenin doğru bir hikaye olması lazım Davutoğlu ve Gül için söylüyorum. İyi bir kadro olması lazım. Şimdi siz en güzel türküyü veya şarkıyı alın sokakta bir adama söyletin hiçbir anlamı olmaz bozar o şarkıyı. Şarkı kötü bir şarkı değil ama okuyanın da doğru düzgün bir okuyucu olması lazım. Kadrodan kastettiğim bu. İyi bir hikaye ve iyi bir kadro. Bunu da bugünden bilmiyoruz. Bir sahaya çıksınlar görelim.

    “AKP, İNİŞ SÜRECİNİ GİRDİ, KOLAY KOLAY ÇIKAMAZ”

    Belki de Kürt siyaseti yeni bir değerlendirme yapar yeni bir çıkış yapar. Bu hikayeyi illa Gül ya da Davutoğlu yazacak diye bir mecburiyet yok. Bunu CHP’de yazabilir ki, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da ciddi bir değişim süreci var o katı çekirdekten gelen ulusalcıların hiç de hoşlanmadıkları bir süreç yaşanıyor CHP’de ben olumlu görüyorum şahsen bunu da. Bu hikayeyi kim yazarsa ve halkın önüne bu şarkıyı güzel söyleyecek, o besteyi güzel söyleyecek şarkıcıları türkücüleri koyabilirse halk onu dinleyecek. Ben AK Parti’nin bir iniş sürecine girdiğini görüyorum ve bundan da kolay kolay çıkamayacağını düşünüyorum. Keşke çıksa, ben o karşımdaki ne kadar hata yaparsa ben kazanırım diyen siyasetçilerden değilim. AK Parti’nin bu çıkamaması işte daha 4 yıl var seçime bu 4 yıl bize cehennem azabı çektirir. Keşke çıksa. Keşke kendisi bu dönüşümü yapabilse. Ama ben bunu çok zor görüyorum.