• CHP uyardı: Torba yasa, kriz dönemi düzenlemesidir… Reel sektör kriz içinde, finansal kriz de kapıda

    CHP, TBMM’de görüşülecek torba kanun için muhalefet şerhi yazdı. CHP muhalefet şerhiyle, “Asla varlığı kabul edilmeyen bir kriz dönemi düzenlemesidir. Ülkemizde reel sektör kriz içindedir, finansal kriz de kapıda beklemektedir” diyerek uyarılarda bulundu. CHP yönetimi, şehir hastanelerinin sözleşmelerinin de TL’ye çevrilmesini, sözleşme bedellerinin yeniden belirlenmesini istedi.

    Mehtap GÖKDEMİR/TARAFSIZ HABER AJANSI/ANKARA

    CHP’nin muhalefet şerhinde şu değerlendirmeler yer aldı:

    “ASLA VARLIĞI KABUL EDİLMEYEN VE SADECE DIŞ GELİŞME VE SALDIRILARLA İZAH EDİLEREK ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILAN BİR KRİZ DÖNEMİ DÜZENLEMESİDİR”

    • “Bu teklif özü itibarıyla iktidar tarafından asla varlığı kabul edilmeyen ve sadece dış cepheli gelişme ve saldırılarla izah edilerek örtülerek perdelenmeye çalışılan bir kriz dönemi düzenlemesidir, bu torba kanun teklifinde yer alan düzenlemeler bir ekonomik kriz itirafının varlığını göstermektedir.
    • Vergi indirimleri ve zarar uygulamalarının giderleştirilmesi yöntemiyle bazı sektörlere indirekt yöntemle kaynak aktarılmasının yanında Merkez Bankası ihtiyat akçelerine el konulması yöntemiyle  hazineye gelir sağlama amaçlı düzenlemeleri de içermektedir.

    “FİNANSAL KRİZ DE KAPIDA BEKLEMEKTEDİR”

    • Merkezi Yönetim Bütçesi açığının içi bir defaya mahsus gelirlere (bedelli askerlik, imar affı vb) rağmen 66.5 Milyar TL’ye ulaştığı, mali disiplinin tamamen ortadan kalktığı bir dönemde; söz konusu kanun teklifinde yer alan önlemlerin kısa vadede sorunu gizleyen uzun vadede ekonomide kırılganlıkları daha fazla artıran nitelikte olduğu gözden tutulmamalıdır. Ülkemizde reel sektör kriz içindedir, finansal kriz de kapıda beklemektedir.

    “CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ”

    • Türkiye’de adına Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak adlandırılan ve yaklaşık bir yıldır uygulamada olan rejimin bileşenleri, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkması için gerekli olan ortak aklın  harekete geçmesini engelleyen dinamikler içermektedir.

    “CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ DİYE BİR SİSTEM YOKTUR”

    • Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye bir sistem yoktur, böyle bir realite, yasama-yürütme ilişkisi tarzına da uygun düşmemektedir. Yasama sürecinde tekliflerin yürütme tarafından torba kanun adı verilen yöntem ile çoğunluk partisi milletvekilleri aracılığıyla veriliyor olmasına rağmen,  bu tekliflerde yer alan düzenlemelerin kendi içerisinde ve daha yeni sayılacak Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile de çeliştiği açıktır.

    “BİR YILLIK UYGULAMASI, ‘TEK ADAM YÖNETİMİNİN’ SÜRDÜRÜLEMEZ ÖZELLİĞİNİ TEYİT ETMİŞ BULUNMAKTADIR”

    • 9 Temmuz 2018’de yürürlüğe giren 6771 sayılı Kanunla yapılan Anayasa değişikliğinin bir yıllık uygulaması, ‘tek adam yönetiminin’ sürdürülemez özelliğini teyit etmiş bulunmaktadır.

    “MECLİSİN YASAMA YETKİSİ ELİNDEN ALINMIŞTIR”

    • Yasama bakımından da; parti başkanı olması nedeniyle TBMM’de Cumhurbaşkanı’nın ön onay vermediği yasa önerisi kabul görmemiştir. Bir nevi Meclisin yasama yetkisi elinden alınmıştır. Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri vasıtasıyla Meclisin yasama yetkisinin bir kısmını kullanmaktadır.
    • Bütün demokratik ülkelerde temel kuraldır, parlamentolar yasama yetkisi konusunda ortaksızdır ve yasama yetkisi sadece parlamentolar tarafından kullanılır. Temmuz 2018 tarihinden itibaren çıkarılan 41 adet ile yaklaşık 1915 madde düzenlenmiştir.

    “BU SİSTEMİN SÜRDÜRÜLEMEZ OLDUĞUNU ORTAYA KOYMAKTADIR”

    • 24 Haziran 2018 tarihinden itibaren TBMM’de yasama faaliyeti açısından gözlemlenen gelişmeler bu sistemin sürdürülemez olduğunu ortaya koymaktadır.
    • Anayasa’ya aykırılık savlarımız değerlendirilmemiştir.
    • Anayasada öngörülen olağan yasa yapma sürecinin dışına çıkılarak, TBMM’de ilgili komisyonlarda yeteri kadar tartışılmayan kanun teklifleriyle sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilmek suretiyle yasa yapma alışkanlığının genel demokratik ilkelere ve TBMM geleneklerine aykırı olduğu kanaatiyle ‘kanun teklifinin’ bütününe karşıyız.

    “KARA PARANIN AKLANMASININ ÖNLENMESİNE  ZARAR VERİCİ NİTELİKTEDİR”

    • Yeni bir uygulaması getirilmektedir.
    •  17 yıllık Ak Parti iktidarı döneminde düzenlemesi, af veya yeniden yapılandırma  adı altında 8 tane kanun çıkarılmıştır. Sadece Varlık Barışı olarak değerlendirilecek olursa söz konusu madde ile beşinci kez Varlık Barışı düzenlemesi olacaktır.
    • Bu tür düzenlemelerin sıklığı ve alışkanlık haline getirilmesi, ülkedeki vergi sistemine, belge ve kayıt ve denetim yapısına, kayıt dışı ekonomi ile mücadeleye, kara paranın aklanmasının önlenmesine  zarar verici niteliktedir.

    “TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN İLAVE RİSKLER OLUŞTURACAĞI HUSUSU DİKKATE ALINMAMAKTADIR”

    • Merkez Bankasının karından sadece yüzde 10 oranında ihtiyat akçesi ayrılabilecektir. Ayrılan bu ihtiyat akçesi de (son karından ayrılan hariç) her yıl kara eklenerek dağıtılacak, diğer bir ifadeyle Hazine’ye devredilerek bütçeye gelir kaydedilecektir.
    • Ancak bu uygulamanın Merkez Bankası’nın karşılıksız para basması anlamına gelebileceği, dolayısıyla  önümüzdeki dönemde çok büyük bir enflasyonist baskı yaratarak Türkiye ekonomisi için ilave riskler oluşturacağı hususu dikkate alınmamaktadır.

    “SÜREKLİ YENİLENEN AF NİTELİĞİNDE DÜZENLEMELERDEN KAÇINILMASI GEREKİR”

    • Otomotiv piyasasının ciddi bir kriz yaşadığı bu dönemde yaklaşık mevzuata aykırı olarak ithal olunan 60.000 civarındaki kara ulaştırma taşıtının varlığı ve bunların piyasaya girişinin etkilerinin de ayrıca değerlendirilmesi, sorunun daha temel adımlarla çözüme kavuşturulması, sürekli yenilenen af niteliğinde düzenlemelerden kaçınılması gerekir.

    “2002 YILINDA UYGULANAN İSTANBUL YAKLAŞIMINA BENZER BİR KURTARMA OPERASYONU EVRESİNE SOKMUŞTUR”

    • AK Parti iktidarı Türkiye’yi Şubat 2001 krizinden sonra 2002 yılında uygulanan İstanbul yaklaşımına benzer bir kurtarma operasyonu evresine sokmuştur.
    • sektörünün zamanında tahsil edemediği için takibe aldığı sorunlu krediler Haziran 2019 sonu itibariyle 116,2 milyar liraya ulaşmış bulunuyor.
    • Ayrıca yasal olarak takibe alınması gerektiği halde bankaların takibe almadığı önemli miktarda kredi bulunduğu da biliniyor. Takibe alınan krediler 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48,4 oranında artarak 93,6 milyar liraya çıkmıştı.
    • Bu yılın ilk altı aylık döneminde ise bu tutar yüzde 24,1 oranında artarak 116,2 milyar liraya ulaşmıştır.
    • Batık krediler geçen yıl da bu yıl da normal kredilere göre oldukça hızlı büyümektedir. Batık kredilerin yüzde 48,4 arttığı 2018 yılında toplam kredi hacmi yüzde 14,2, yine batık kredilerin yüzde 24,1 arttığı bu yılın ilk altı ayında kredi hacmi sadece yüzde 6 oranında artış göstermiştir.

    “KREDİLERİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI ‘ZİMMET SUÇU’ SAYILMAYACAKTIR”

    • Yeni getirilen ‘İstanbul Yaklaşımı’ çerçevesinde yapılacak, teminat azaltma, anapara ve diğer alacaklardan vazgeçerek kayıttan düşme ve benzeri işlemlerle kredilerin yeniden yapılandırılması ‘zimmet suçu’ sayılmayacaktır.
    • Ancak eski kanunda yapılacak, teminat azaltma, anapara ve diğer alacaklardan vazgeçerek kayıttan düşme ve benzeri işlemlerle kredilerin yeniden yapılandırılması ‘zimmet suçu’ sayılmayacağı yönünde herhangi bir düzenleme yok idi.
    • Getirilen yeni düzenleme ile ‘finansal güçlük içerisinde bulunan, ancak borçlarının yeniden yapılandırılması yoluyla faaliyetlerini sürdürebilecek firmaların’ tüm borçlarının yeniden yapılandırılmasına olanak sağlanıyor. Program iki yıllığına uygulanacaktır.
    • Cumhurbaşkanı gerekli görürse programın süresini iki yıl daha uzatabilecektir.

    “NİSAN 2002’DE ‘İSTANBUL YAKLAŞIMI’ ADIYLA SORUNLU KREDİLERİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI PROGRAMI UYGULANMAYA KONULMUŞTU”

    • Türkiye’de bu Kasım 2000 ve Şubat 2001’de yaşanan iki ciddi ekonomik krizin ardından, sektörünün kredi olarak kullandırdığı fonların geri ödenememesinden kaynaklı problemler yaşamasından sonra gündeme getirilmişti. Sorunlu kredilerin Türkiye ekonomisini tehdit etmeye başlamasıyla birlikte Nisan 2002’de ‘İstanbul Yaklaşımı’ adıyla sorunlu kredilerin yeniden yapılandırılması programı uygulanmaya konulmuştu.
    • Sadece şirket kurtaralım kaygısıyla yasa yapılması çözüm değildir,  belki birkaç şirket kurtarırız gerçekten ama Türkiye ekonomisini kurtaramayız. Hedef birkaç şirket kurtarmak değil, o şirketlerin içinde barındıkları Türkiye ekonomisini kurtarmak olmalıdır.

    “YENİ BİR KRİZİ TEKRAR ÜLKE GÜNDEMİNE GELEBİLİR”

    • Sadece krediye, dışarıdan sağlanan kaynaklara kontrolsüz sıcak paraya dayanan düzenin değiştirilmesi, rant anlayışına dayalı işe yaramayacak alanlarda yatırım ve üretimi teşvik etmeyen, kaynakları yandaşlara aktarmayan, kurallı bir ekonomik düzenin kurulması gerekir. Aksi takdirde yeni bir kredi krizi tekrar ülke gündemine gelebilir.

    “TİCARİ SIR NİTELİĞİNDEKİ VERİLERİ TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI İLE PAYLAŞABİLMESİ DÜZENLENMİŞTİR”

    • Sosyal Güvenlik Kurumunun, ilgili mevzuatında belirtilen görevlerini yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu sağlık verisi dışındaki kişisel verileri ve ticari sır niteliğindeki verileri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile paylaşabilmesi düzenlenmiştir.

    “SAĞLIK BAKANLIĞININ DA KİŞİNİN SAĞLIK VE CİNSEL BİLGİLERİNE ULAŞABİLMESİ DÜZENLENMİŞTİR”

    • Ayrıca kurumun kişisel sağlık verilerini Sağlık Bakanlığı ile paylaşabilmesine de olanak verilmiştir. 6698 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin 3. Fıkrasında tanımlanan kıstaslarla kişisel sağlık verilerinin Sağlık Bakanlığına aktarımını düzenleyen bu hüküm ile Sağlık Bakanlığının da kişinin sağlık ve cinsel bilgilerine ulaşabilmesi düzenlenmiştir.
    • Ancak acele bir şekilde Plan ve Bütçe Komisyonunda ‘torba yasa’ mantığıyla hazırlanmış bulunan kanun teklifi metni içerisinde kişisel verilerin Merkez Bankası ve Sağlık Bakanlığı ile paylaşılması hususunu ilgilendiren düzenlemelerin acele ile yasalaştırma gayretini uygun bulmamaktayız.

    ŞEHİR HASTANELERİ SÖZLEŞMELERİ TL’YE ÇEVRİLMELİ, KULLANIM BEDELİ YENİDEN BELİRLENMELİ

    • Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan şehir hastaneleri sözleşmelerindeki hükümler değiştirilmekte ve sözleşme bedeli, Türk lirasına çevrilerek kullanım bedeli ve hizmet bedellerinin yeniden belirlenebilmesinin yolu açılmaktadır.
    • Bu değişiklik aynı zamanda ‘şehir hastaneleri’ modelinin iflas ettiği ve kamunun sözleşme şartlarını revize etmeye yönelik hamle yapması anlamına gelmektedir.
    • Bu değişikliklerin tahkim hükümleri çerçevesinde ilgili firmalar tarafından Uluslararası Tahkime götürülüp götürülmeyeceği bilinmemektedir.

    “HALEN TİCARİ SIR GİBİ SAKLANAN SÖZLEŞMELERİN KAMUOYU İLE PAYLAŞILMASI GEREKMEKTEDİR”

    • Söz konusu revize işlemleri Şehir Hastaneleri modelinin yanlışlarını ortadan kaldırmamaktadır. Halen ticari sır gibi saklanan sözleşmelerin kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.”