• Türkiye’de tarikat gerçeği-2: Siyaseti, tarikat ve cemaatlere muhtaçlıktan çıkarmak gerekiyor

    İslam dininde bir tarikat ya da cemaate üye olunmasına dair bir emir yok, buna rağmen Türk – İslam tarihinden günümüze kadar toplumsal ve tarihsel bir gerçek olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Uzmanlarına göre bu sürekliliğin en önemli sebebi insan faktörü… Kişi psikolojik olarak buna ihtiyaç duyuyor. Peki tek neden bu mu? Tarikat ve cemaatler nasıl oluştu? Tarikatların ve cemaatlerin dindeki, toplumdaki yeri – işlevleri neler? İnsanlar neden bir cemaat veya tarikat çatısı altında bulunmak istiyor? Tarafsız Haber Ajansı konuyu uzmanlarıyla değerlendirdi.

    TARİKAT GELENEKSEL, CEMAAT MODERN BİR FENOMEN…

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Birçok kapsayıcı dinin kaçınılmaz sonucudur gruplaşmalar ve parçalanmalar. ‘Din birleştirir’ gibi bir genel kabul var ama din aynı zamanda ayrışmaya yol açar. Bu durum tarihte mezhepler şeklinde karşımıza çıkıyor. Şiilik – Sünnilik – Haricilik gibi… Bunlar; dini öğretinin, hangi hakikati, bize nasıl yansıttığı konusundaki ayrışmalardan, çatışmalardan doğuyor. Cemaat bugün kullandığımız anlamıyla modern bir fenomen iken, tarikat daha klasik ve geleneksel bir fenomendir. Abbasiler döneminde ortaya çıkıyorlar ve günümüze kadar geliyorlar.

    Tarikatlar ve cemaatler arasındaki öğretilerin
    aynı olmaması hangi faktörlere bağlı, nasıl doğuyor, nasıl
    dönüşümlerden geçiyorlar?

    DİNİ OLMAYAN ÖĞRETİLERİ DE VARDIR, HAŞHAŞİLER GİBİ…

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer Tarikatlar, tarihte bir ölçüde dini öğretinin tatmin etmediği duyarlılıkları karşılamak üzere ortaya çıkıyor. İnanç kabullerinin ötesinde, insanın kalben tanrı ya da kutsal şeylerle bağ kurmak, bu konuda yoğun bir tatmin elde etme arayışından doğuyorlar. Böyle olunca da farklı tatmin hedefleri, ritüelleri, pratikleri geliştiren ve bunları farklı sosyal organizasyonlar biçiminde ortaya çıkaran çeşitli tarikatlar doğuyor. Bu, büyük ölçüde mistik ve batini bir öğreti olarak da merkezi öğretiden besleniyor. Aynı zamanda dini olmayan fonksiyonları ve hedefleri vardır. En güzel örneği de Haşhaşilik’tir. Hasan Sabbah Alamut Kalesi, bir tarikattan batini bir inanç olarak doğmuştur.

    Tarikatların ve cemaatlerin toplumdaki yeri - işlevleri nedir?   

    GARİBANLIK ŞARTLARINDA CEMAATLER DEVREYE GİRİYOR

    Sosyolog Doç. Dr. Vehbi Başer: Ulus toplumun kuşatmadığı, garibanlığa yol açan şartlarda insanlar nasıl davranacaklarını, düşüneceklerini bilmezler. Kendilerine el uzatacak bir himmet arar insanlar. Bu himayeyi bazen dini olmayan gruplarda bulabiliyorlar. Mesela hemşeri toplulukları… Ama bunlar kişinin yakınında değil ise dini cemaat oluşumları ortaya çıkmaya başlar. Yani; temelde asıl gaye din değil; Bu garibanlık şartlarında dini cemaatler, onlara dini bazı disipline edici alışkanlıklar da kazandırarak, onları sosyal olarak organize ediyor. Ve ötekilerden ayrışmaya; cemaatlere götürüyor.

    OSMANLI’DAN GELEN BİR KÜLTÜR: YASAKLA, KAPAT, YOK ET… O GÜNDEN BU GÜNE GELEN BİR GERÇEKTİR Kİ; TÜRKİYE’DE İNSANLARIN KENDİLERİNİ AİT HİSSEDECEKLERİ BİR KAMUSAL ÇERÇEVE ÇİZEMEDİLER

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler lağvediliyor; tarikatlar, tekkeler, zaviyeler kapatılıp, gayrimeşru ilan ediliyorlar. Varlıklarını sürdürmenin yollarını bulamayınca yer altına iniyorlar. Buna itilince de meşrutiyet dışı davranışlar, yönelimler ve hedeflere yöneliyorlar. Bunlar ıslahı kolay şeyler değildir.

    “NE OLDUĞUMUZU TARİF ETMEK NOKTASINDA HEP SORUN YAŞADIK, BU NOKTADA CEMAATLER VAR OLDU”

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Sadece fiili yoksulluktan değil sosyal – siyasi kimlik krizinden doğuyor. İnsanların bu yönlere sığınma ihtiyacı doğuyor. Çok zengin insanlarda sığınıyorlar. Ne olduğumuzu tarif etmek noktasında hep sorun yaşadık…

    TÜRKİYE, İNSANLARIN KENDİLERİNİ AİT HİSSEDECEKLERİ KAMUSAL BİR ÇERÇEVE ÇİZEMEDİ

    Otoriter cemaatlerin kapatılması gerekçesini anlayabiliriz ancak Osmanlı’dan bugüne gelen bir kültürdür ki: Yasakla, yok et, kapat… O günden bu güne gelen bir gerçektir ki; Türkiye, insanların kendilerini ait hissedecekleri kamusal bir çerçeve çizemedi. Cumhuriyetin bunu başaramadığını görüyoruz. Böyle olunca da insanların, kendi rızalarıyla-gönüllü bir biçimde aidiyet tarifinden mahrum kaldığını görüyoruz.

    TÜRKİYE’DE EĞİTİM KENDİ TOPLUMUNA YABANCILAŞMIŞ BİR İNSAN TİPİ YETİŞTİRİYOR, KİŞİ ‘BİZ NEYİZ?’ SORUSUNA TATMİNKAR BİR CEVAP BULAMAYINCA CEMAAT VE TARİKATLARA YÖNELİYOR

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Yukarıda bahsettiğimiz aidiyet yoksunluğu nedeniyle, bir yabancılaşma travması var. Eğitim; kültürel olarak kendi toplumuna yabancılaşmış, ona üstten bakan, dudak büken, itham eden, memnun olmaktan başlayıp – nefret etmeye kadar bir insan tipi yetiştiriyor. Böyle olunca, insanlar – kamu alanında – kendi rızalarıyla oluşturdukları bir kimliklerinin olmadığını görüyor. Bu da devlet tarafından gayri meşru ilan edilmiş bir geleneksel topluluklar gruplar denizinde yaşadığımız bir periyottur. Cemaatleri besleyen esas meşrutiyet krizi buradadır. Biz neyiz şimdi? Bu sorunun cevabı birçok insan için anomiktir. Bunu daha tatminkar bir cevaba ulaştırma arayışı içinde olan insanlar tarikatlara veya cemaatlere sığınıyorlar.

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Biz olmamızı tarif eden şey ne? Cemaatler ve tarikatlar, bir üst kamusal kimlikte birleşemediğimiz için varlar. Toplumun tüm farklı kesimlerini kucaklayan bir üst ‘biz’imiz yok. Türkiye’de modern bir millet olmayı başaramadığımız için, o milletin tümünü kapsayacak bir kimlik – sosyal bir düzen oluşturamadığımız için de bir başarısızdır.

    “HEMŞERİ TOPLULUKLARI, CEMAATLER, DİNİ GRUPLAR; HEPSİ AYNI DÜZEYDE TEHLİKELİDİRLER”

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Bütün hemşeri toplulukları, etnik topluluklar ve dini grup – cemaatler bunların hepsi aynı düzeyde tehlikeliler. Bunları, bir üst kamusal kimlikte bütünleştirmediğimiz sürece insanlar bunlara mensup olmaya devam edecekler.

    “TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR ŞEFFAFLIK POLİTİKASI GELİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: İslam dünyasında, cemaatlerle en radikal mücadeleyi Türkiye vermiştir. Ancak bu süreçte onları yok etmekten ziyade merdiven altlarında daha kemikleşmiş yapılara dönüştürmüştür. Bizim maalesef şöyle bir yanılgımız var. Üniversitede hocalar zaten bunun üzerinde çalışmıştır. Biz çıkaralım televizyonlara, anlatsınlar. Yok böyle bir şey. Biz toplum olarak her konuda dersimize az çalışıyoruz. Çözüm; şeffaflaşmayı sağlayacak çözüm modelleri bulmak. İnsanlara kabul ettirmek zor olabilir ama imkansız değil …

    “SİYASETİ, CEMAAT VE TARİKATLARA MUHTAÇLIKTAN ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR”

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer Çok partili boyunca da, bütün siyasetçiler merdiven altı görüşmelerle oy topladılar. Dolayısıyla siyaseti de buna muhtaç olmaktan çıkarmak için cemaat ve tarikatların şeffaflaşması gerekiyor.

    TARİKAT VE CEMAATLER DOĞALARI GEREĞİ ZARARLI DEĞİLLER, TÜRKİYE BUNLAR İÇİN BİR FIRSATLAR CENNETİ OLDUĞU İÇİN BU KADAR RAHATLAR

    Sosyolog Doç.Dr.Vehbi Başer: Tarikatlar ve cemaatler doğası gereği zararlı değildir; Türkiye, bunlar için bir fırsatlar cenneti olduğu için bu kadar rahatlar. Tehlike oluşur, kafasını koparırsınız, yok oldu sanırsınız ama büyük bir yanılgı; bu tip yapılar yok olmuyorlar. Mesele cemaatleri istihbar-i izlemek, yasaklamak, yok etmek değil; bunların meşru var oluş kazanmaları sağlamak gerekiyor. Böyle olmazsa önce kamu gücünü etkisizleştirip; sonra kamu gücünü ele geçirmeye yönelebiliyorlar.

    CEMAAT VE TARİKATLAR MEŞRULAŞTIRILDIĞI ZAMAN TEHLİKE YOK OLUR

    Şu an Türkiye’de hangi cemaatin hangi bakanlıkta, hangi kamu kurumunda veya ne tür ticari meseleler içerisinde etkili olduğunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz… yarın bir gün bunların bir şekliyle yine karşımıza çıkmayacaklarının garantisi var mı? Yok… Bu risk her zaman var, dolayısıyla meşru zemine çekip, şeffaflaştırarak, gizli saklı labirentlerde oyun çevirmelerinden ise toplumun gözü önünde var olmayı öğrenmeleri, kanıksamaları sağlanmalı.

    BAĞLI OLDUĞUNUZ TARİKATIN ŞEYHİNİN, ALLAH İLE GÖRÜŞTÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORSANIZ O ZAMAN, O ŞAHSA UYMANIZ YANİ AKLINIZI ÇALIŞTIRMAMANIZ OTOMATİKMAN OLACAKTIR

    Prof.Dr.Caner Taslaman; Cemaatler ve tarikatlarla ilgili çok merak edilen bir sorudur… ‘Peki bu kadar eğitimli insan nasıl bu yapıların içlerinde yer alıyorlar?’ diye… .Çünkü kişi, Allah rızası için yaptığını düşünüyor. Ne ne kadar kültürlü olursanız olun; mensup olduğunuz tarikatın şeyhinin, Allah ile görüştüğünü düşünüyorsanız o zaman, o şahsa uymanız, yani aklınızı çalıştırmamanız otomatikman olacaktır.

    KİŞİ, BİR YERE BAĞLANACAKSA, GRUBUN ŞEYHİ İSA-MEHDİ-HIZIR ZANNEDİLİYORSA ORADAN KAÇIN, ORAYA BAĞLANMAYIN

    Prof.Dr.Caner Taslaman; Dolayısıyla Bir kimse eğer bir yere bağlanacaksa onun şeyhini İsa, mehdi, Hızır zannediliyorsa oradan kaçın, oraya bağlanmayın. Fakat hiçbir zaman bu tip yapılar yasaklanmalı, devlet kapatmalıdır demiyorum.  Din iradeye yönelik bir tekliftir. Hz. Muhammed döneminde putperestler vardı. Onlara niye puta tapıyorsunuz? diyebilir miydik.. Günümüzde Hasan Mezarcı’yı İsa zannedenler var. Kim ne diyebilir ki? Buradaki konu şu; siz yanlış olduğunu düşündüğünüz inancı yasaklarsanız orada insanların kendi iradeleriyle hareket etmedikelerini söyleyemezsiniz.