• CHP’den “infaz” düzenlemesine muhalefet şerhi

    MEHTAP GÖKDEMİR/TARAFSIZ HABER AJANSI/ANKARA

    CHP infaz teklifine yazdığı muhalefet şerhinde, “Sosyal medyada muhalif görüş açıklayanlar ya da iktidarın uygulamalarını, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Recep ’ın açıklamalarına eleştirel yorum yapanlara sıklıkla açılan soruşturma ve davalar neticesinde verilen cezaların büyük bir kısmı artık cezaevlerinde geçirilecek” denildi.

    CHP MUHALEFET ŞERHİ YAZDI

    CHP, Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilen infaz düzenlemesine muhalefet şerhi yazdı.

    CHP’nin muhalefet şerhinde yer alan değerlendirmeleri şöyle:

    “Tarihe bakıldığında ne yazık ki çeşitli adlar altında ülkemizde 100’ü aşkın af düzenlemesi hayata geçirilmiştir. Yıl ortalamasını çıkardığımızda 6.5 yıl gibi sorunlu bir ortalamayla karşı karşıyayız.

    “YASA TEKLİFİ DE KISMİ AF NİTELİĞİNDEDİR”

    TBMM Adalet Komisyonu’nda 3 Nisan 2020 Cuma günü saat 11.03’te görüşmelerine başlayıp 4 Nisan 2020 günü sabah saat 05.14’te bitirdiğimiz, görüşmeleri yaklaşık 18 saat süren yasa teklifi de kısmi af niteliğindedir. Hukuki açıdan tartışmalı istisnalar konularak çok sayıda hükümlünün tahliyesi planlanmaktadır.

    “TOPLUMSAL AÇIDAN DA CİDDİ SORUNLAR DOĞURACAĞI KESİNDİR”

    Teklif sahipleri de defaatle yaptıkları açıklamalarda, cezaevlerindeki hükümlülerin 90 bininin tahliyesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Cezaevlerinin doluluğunu gerekçe göstererek yola çıkılan ve ‘eşitlik ilkesi’ni yok edercesine gerçekleştirilecek bir düzenlemenin, hukuki açıdan sorunlu olmasının yanı sıra toplumsal açıdan da ciddi sorunlar doğuracağı kesindir.

    “HÜKÜMLÜ VE TUTUKLU SAYISININ 300 BİN KİŞİNİN ÜZERİNDE OLDUĞU TAHMİN EDİLMEKTEDİR”

    Resmi makamların bilgilerine 2019 Ağustos itibariyle Türkiye genelinde 355 ceza infaz kurumu bulunmakta, 2019 yılı içinde 28 kapalı ve açık, 2020 yılın içinde de 61 ceza infaz kurumunun faaliyete geçirilmesi planlanmaktadır. Hükümlü ve tutuklu sayıları yıllara göre; 2002’de 59.429 kişi, 2003’te 64.296 kişi, 2004’te 57.093 kişi, 2005’te 55.087 kişi, 2006’da 70.277 kişi, 2008’de 103.275 kişi, 2009’da 116 bin kişi, 2010’da 1 bin kişi, 2011’de 128.604 kişi, 2012’de 136 bin kişi, 2013’te 144 bin kişi, 2014’te 156 bin kişi, 2018’de 154 bin kişi, 2019’da 282 bin kişidir. 2020 yılının ilk üç ayı ile birlikte hükümlü ve tutuklu sayısının 300 bin kişinin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

    “HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULARIN KOĞUŞLARDA SIRAYLA YAPMASINA NEDEN OLMAKTADIR”

     Yıl yıl önüne geçilmez şekilde artan hükümlü ve tutuklu sayısı, cezaevlerindeki doluluk oranının yüzde 120’lerin üstüne çıkmasına; hükümlü ve tutukluların koğuşlarda sırayla yapmasına neden olmaktadır. Ne yazı ki bu sayılar, Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’yi birinci sıraya çıkarmıştır.

    “VÜCUDA VERİLMİŞ BİR KORTİZON OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR”

    Bu dönemlerde af düzenlemelerine bir çözüm olarak sarılar ancak affın, vücuda verilmiş bir kortizon olduğu unutulmamalıdır. Nasıl ki tedavisi amaçlanan hastalığa ilişkin sonuçlar doğurması beklenirse, yan etkiler de ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden af düzenlemeleri konuşulmadan önce sistemsel işleyişteki aksaklıkların görülmesi gerekmektedir.

    “CEZAEVLERİNİN KISMI BOŞALTILMASI, SUÇ VE SUÇ ORANLARINI DÜŞÜRMEYECEKTİR”

    Genç işsizliğin arttığı her dört gençten birinin işsiz olduğu, toplam nüfusun %13,7’sinin işsiz olduğu, gerçek enflasyonun yüzde yirmilerde olduğu ekonomik krizin yaşandığı bir ortamda suç ve suça yönelim artış gösterir. Cezaevlerinin kısmı boşaltılması, suç ve suç oranlarını düşürmeyecektir.

    “MUHALİF KİMLİKLERİ BİLİNEN YAZARLAR VE GAZETECİLER YAPTIKLARI HABERLER GEREKÇE GÖSTERİLEREK, YARGILANMAKTA VE CEZAEVİNE GÖNDERİLMEKTEDİR”

    Yargı bağımsızlığının olmadığı talimatla tutuklamaların ve yargılamaların yapıldığı, siyasallaşmış bir yargı sisteminde cezaevlerini boşaltmak soruna kalıcı bir çözüm olmayacaktır. Sosyal medyada AKP iktidarına yapılan en ufak bir eleştiri içeren iletiye karşı savcılar harekete geçmekte vatandaşlar tutuklanmaktadır. Muhalif kimlikleri bilinen yazarlar ve gazeteciler yaptıkları haberler gerekçe gösterilerek, yargılanmakta ve cezaevine gönderilmektedir. Yargıda gruplaşan ve birbirleri ile mücadele eden grup ve yapıları deşifre eden gazetecilerin tutuklanması, güçlü ve varlıklı olan kişilerin ilgili FETÖ soruşturmalarından para ve hatır karşılığı muaf tutulması ile oluşan FETÖ Borsası gibi oluşumları ortaya çıkartan gazetecilerin tutuklandığı bir sistemde asıl sorun adil yargılanma hakkının olmamasıdır.

    “MUHALİFLERİ SİNDİRME AYGITI”

    ile başlatılan yargılamalar, tedbir olarak uygulanması gerekirken cezanın kendisine dönüşen uzun tutukluluk süreleri ile yargı, iktidar tarafından toplumu dizayn etme ve muhalifleri sindirme aygıtı olarak kullanılmaktadır.

    CHP olarak yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığı konusunda AKP hükümetine yaptığımız çağrılar ve öneriler muhatabı tarafından kabul görmemekte ve işitilmemektedir, bu uyarıların dikkate alınmaması sonucu yargı AKP eli ile FETÖ’ye teslim edilmiş akabinde ülkemizin utanç vesilesi olan 15 Temmuz Darbe Girişimine giden süreç yaşanmıştır.

     “YASA TEKLİFİ, BİRÇOK YÖNDEN ANAYASA’YA AYKIRIDIR”

    Yasa teklifi, birçok yönden Anayasa’ya aykırıdır. Tutuklu ve hükümlüler arasında keskin bir ayrım yapılması, gerçek suçlular-  siyasi (sanal) suçlular arasında ayrımcılık, terör suçlarının tümden kapsam dışı tutulması Anayasa aykırılıkların başında gelmektedir.

    Tutuklu ve hükümlü ayrımı: Tutuklular, hükümlülere göre tamamen farklı anayasal ve hukuki statüye tabidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tutuklu, masumiyet ilkesinden yararlanan bir mahpustur.

    HALİ OLMAYAN ADİ SUÇLULAR BAŞTA GELMEK ÜZERE, BÜTÜN TUTUKLULARIN TAHLİYESİ ÖNGÖRÜLMELİ İDİ”

    Bütün bu nedenlerle, mahpuslar lehine yapılan bir infaz düzenlemesinin ilk ve öncelikli muhatabı tutuklular olmalı; özellikle hali olmayan adi suçlular başta gelmek üzere, bütün tutukluların tahliyesi öngörülmeli idi.

    “İNDİRİM VE AFTA ÖNCELİK SİYASAL SUÇLARA TANINMALI”

    İndirim ve afta öncelik siyasal suçlara tanınmalı; zaten demokratik hukuk devletinde, şiddet çağrısı içermedikçe ve ırkçı söyleme dönüşmedikçe düşünce suçuna yer yoktur.

    AKP önerisi, siyasal suçlular ve adi suçlular ayrımını derinleştirmektedir. (Bu bakımdan, Gezi davası da bir siyasal dava idi ve çöktü; eğer bir başka yönetim işbaşında olsa idi, bunlar dava konusu olmazdı; ama insan canına ve ırzına yönelik fiiller, her zaman her yerde ve her çağda suç oluşturur).

    Şiddete bulaşmayan terör suçluları:  Teklifin, terör suçlularını kategorik olarak, indirim ve iyileştirme veya daha teknik deyimle af dışında tutmuş olması da Anayasa’ya aykırıdır. Bunun başlıca üç nedenine değinmek gerekli:

    Birincisi, Türkiye’de özellikle AKP hükümetleri döneminde siyasal söylem ile hukuki düzenlemeler arasındaki ters orantıdır. Şöyle ki; başta AKP genel başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep gelmek üzere AKP yöneticilerinin muhaliflerine yönelik söylemlerinde terörist nitelemesi pek yaygındır.

    Uygulamada, iddianame hazırlığından gözaltı ve tutuklamaya uzanan, yıllar yılı tutuklu mahpusluğu kapsamına alan fikri bakımdan muhaliflerin, gazetecilerin, seçilmişlerin, avukatların ve sendika üyesi binlerce, hatta onbinlerce kişinin “terörist suçlaması” ile muamele görmesidir.

    “EŞİTLİK İLKESİNİ VE AYRIMCILIK YASAĞINI İHLAL SONUÇLARINI DOĞURABİLİR”

    Bu nedenle “terör” suçlarında asıl ölçüt, şiddet öğesi olmalı; şiddet kullanmayan ve şiddete bulaşmayan söz, yazı, slogan ve eylemler, şiddet ve silah kullanımından ayrı tutulmalıdır. Buna karşılık teklif metninde düşünce suçları ve siyasi suçlar gibi çoğu bu kapsamda yer alan terör suçları, bir torba olarak işleme tabi tutularak indirim ve/ya af kapsamının dışında tutulmuştur. Bu şekilde yaratılan istisna, eşitlik ilkesini ve ayrımcılık yasağını ihlal sonuçlarını doğurabilir. 

    “CİNSEL İSTİSMAR SUÇLULARININ ARTMASI, ÇOCUK EVLİLİKLERİN ÖZENDİRİLMESİ”

    TMK, yapılan iyileştirici değişikliklere rağmen, niyet sorgulamasına varıncaya kadar geniş ve çarpık uygulamalara açmaya devam ediyor iken, bunun mağduru tutuklu ve hükümlülere ilişkin önlem yerine teklif, cinsel istismar suçlularının artması, çocuk evliliklerin özendirilmesi, kadına karşı şiddet kullanımın cezasız kalması sonuçlarına yol açma riskleri içermektedir.

    “ÖZELLİKLE ‘FİKİR SUÇLARI’ VEYA SUÇLULARI YARARLANDIRILMALIDIR”

    Ceza indirimi ve/ya af düzenlemesinde öncelikli olarak şiddet kullanmamış olan siyasal suç ve suçluların, bunlar arasında özellikle 6;fikir suçları” veya suçluları yararlandırılmalıdır.

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GÜNDEMİNE GELMESİ DURUMUNDA, AYKIRILIK TEMELİNDE GENİŞLEMESİNİ KAÇINILMAZ KILACAKTIR”

    Bu düzeltmeler yapılmadığı sürece, teklifin bu şekilde yasalaşması, Anayasa’ya aykırı olacaktır. Anayasal uyarınca af düzenlemelerinin 3/5 çoğunlukla yasalaştırılması zorunluluğu da teklifin yasalaşıp uygulamaya konulmasının ardından Anayasa Mahkemesi’nin gündemine gelmesi durumunda, aykırılık temelinde genişlemesini kaçınılmaz kılacaktır.

    “SOSYAL MEDYADA MUHALİF GÖRÜŞ AÇIKLAYANLAR CEZALARIN BÜYÜK BİR KISMI ARTIK CEZAEVLERİNDE GEÇİRİLECEKTİR”

    Teklifin 46. Maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un denetimli serbestliği düzenleyen 105/A maddesinde değişikliğe gidilerek, uygulamada her türlü suç için 1 yıl olan denetimli serbestlik süresi, koşullu salıverilme miktarına göre oransal eşitlenmekte. Buna göre, tüm hükümlüler cezalarının beşte 4’ünü tamamlamış olmak şartıyla kalan süreyi denetimli serbestlikten yararlanarak tahliye olabilecek. Getirilecek uygulamanın en net sonuçlarından biri, basit suçlardan kısa süreli hapis cezası alanların da artık cezaevinde girmesi olacaktır. Özellikle sosyal medyada muhalif görüş açıklayanlar ya da iktidarın uygulamalarını, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanı olan Recep ’ın açıklamalarına eleştirel yorum yapanlara sıklıkla açılan soruşturma ve davalar neticesinde verilen cezaların büyük bir kısmı artık cezaevlerinde geçirilecektir.

    “500 BİNLERE ÇIKMASI KAÇINILMAZ GÖZÜKMEKTE”

    Yasa teklifinin, cezaevlerindeki doluluk oranını azaltmak ve COVİD-19 salgınına karşı ceza infaz kurumlarında önlem almak yönündeki amacıyla çelişen maddenin uygulamaya konulması durumunda, şu anda 300 bin civarında olan tutuklu-hükümlü sayısının çok kısa bir zamanda 500 binlere çıkması kaçınılmaz gözükmekte.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLE ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKINI KULLANAN ÇOK SAYIDA KİŞİ CEZAEVLERİNDE BULUNMAKTADIR”

    Düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü hakkını kullanan çok sayıda kişi cezaevlerinde bulunmaktadır. Türkiye’nin hem demokratikleşmesi hem de uluslararası alanda ‘en fazla gazetecinin cezaevlerinde bulunduğu ülkeler’ arasında ilk sıralarda yer almasından kaynaklı zedelenen algısının düzeltilmesi amacıyla üç yıla çıkartılan denetimli serbestlik süresinin bu kişileri de kapsaması gerekmektedir. Böylelikle düzenlemedeki Anayasa’ya aykırılık giderileceği gibi Türkiye’de, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik olumlu bir adım atılmış olacaktır.

    “SADECE YAZI VE DÜŞÜNCELERİ NEDENİYLE MAKUL OLANLARIN KAPSAM DIŞINDA TUTULMASI KAMU VİCDANINDA YARA AÇACAKTIR”

    Çıkarılacak düzenleme kapsamında kamuoyunda indirime uğrayacak suçlar bakımından kıyas yapıldığında sadece yazı ve düşünceleri nedeniyle makul olanların kapsam dışında tutulması kamu vicdanında yara açacaktır.”