• “Bana ‘Başbakan gibi görün ama başbakan olma’ dendi… Yeni pratik, başka yol kalmazsa parti kurmak”

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu medya buluşmalarına başlıyor. Davutoğlu, gazeteci Yavuz Oğhan’ın BiDeBunuİzle kanalının konuğu oldu… Ahmet Davutoğlu, YouTube’ta BiDeBunuİzle kanalında gazeteciler Yavuz Oğhan, Akif Beki ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı.

    – (Yavuz Oğhan) Siz itirazlarınızı rahatça özgürce ile paylaşabiiyor musunuz?

    DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAYAN YERDE O TOPLUMU HAREKETE GEÇİRMEK MÜMKÜN DEĞİL

    • Katar’da bir kongreye katılmıştım. En temel problem ne diye sorulmuştu. Düşünce özgürlüğü demiştim. Düşünce özgürlüğü olmayan yerde o toplumu harekete geçirmek mümkün değildir. İnsanlar kendilereni kontrol etmekten topluma zaman ayıramazlar.

    İNSANLAR TOPLANTIDA BAŞKA, KAPILAR ARDINDA BAŞKA KONUŞMAYA BAŞLADI

    • İnsanlar toplantılarda başka, kapılar ardında başka konuşmaya başladılar. Bir Fetö var bir de Fetöcük var. Mesela referandum öncesinde 2017 Nisan öncesinde yeni anayasa ile ilgili kaygılarımı televizyonlarda ifade etmek istedim hiçbiri buna cevap veremedi.
    • Ben de bir gazete ile mülakat yaptım. En azından kaygılarım kayda geçsin istedim. “Durumu biliyorsunuz bizi mazur görün” dediler. Devlet adamı olarak değil, bu ülkede yaşayan biri olarak hicap duyduğum bir konu.

    SİYASETE ATILAYIM KİMSE ELEŞTİRMESİN DEMEK OLMAZ

    – (Akif Beki) Geçmişte 2010 senesinde Radikal’de yazarken en ağır yazılarımdan birini yazdım sizi eleştirdim. Şu merak ediliyor dolayısı ile benim de olduğum bir yerde mülakatı kabul edebiliyorsunuz?. Beni hain olarak görmüyor musunuz inşanlar bunu merak ediyor.

    • Olmayan şey geçmez. Size hiç öfkelenmedim. Ben kitaplar yazayım ama hiç eleştrilmesin demek hiçbir fikri hayata geçirmemiştir. Siyasete atılayım da kimse eleştirmesin demek olmaz. Esas olan eleştiriye karşı ilkesel tutumunuz. Ben akademisyenlik yaparken öğrencilerime önce beni eleştrin dedim. Siyasete giren de eleştriye açık olacak. Hamama giren terler.

    BİR DEVLET ADAMINA YAKIŞMAYAN EN KÖTÜ ÖZELLİK NEZAKETSİZLİKTİR

    • Hakaret, tehdit ayrı şeyler. Bunlar düşünce özgürlüğüne girmez. Çok daha ağır yazılar yazan gazeteciler de oldu, mümkün olsa da bir araya gelsek diye düşündüm.
    • Öfke duyarsam kendime öfke duymam lazım. Bir devlet adamına yakışmayan en kötü özellik nezaketsizliktir. Nezaket ve nezahat asıl olması gerekendir.

    BEN DE DÜŞÜNÜYORUM NEDEN ENGELLENİYORUM DİYE

    – (İsmail Saymaz) Kendi partisinin iktidarında böyle sorunlarla karşılaşan eski başbakan olarak, eşinizin paneli engellendi, başka işleriniz de engellendi. Neden engelleniyorsunuz? Bunların mağduru bir başbakan olarak aynı iktidarın eski başbakanı olmak nasıl bir duygu?

    • Ben de düşünüyorum neden engelleniyorum diye. Bu Pelikan çetesi… Bu bildirinin arkasındaki isimleri, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. O gün ben ne yaptım dedim. Ne yaptım bu insanlara. Beraber ateş çemberinden geçtiğimiz bu insanlar beni istifaya zorladılar, Alman ajanı ilan ettiler. Ben ne yaptım dedim. 8-9 yaşından beri o günden bügüne hayatımın en temel özelliği insan yetiştirmekti. Türkiye aleyhine bir etkinliğe katıldığıma kimse şahit olmamıştır.

    BANA HİÇ GELMEYEN MUHTIRAVARİ BİR TAVIR… BİR ORGANİZE VAR…

    • MKYK’dan söz ediyorum…. Bana hiç gelmeyen muhtıravari bir tavır. Bir organize var. Sordum kendime ne hata yapmış olabilirim. Şu olmuş olabilir, bu olmuş olabilir. Ama niye bu şekilde alındım.

    ÜÇ YIL SUSTUM, İLK DEFA KONUŞUYORUM… AMA BANA ŞİDDETLE SALDIRANARA BAKIN

    • 3 yıl sustum ilk defa konuşuyorum. Cumhurbaşkanımıza, partimizdeki arkadaşlarıma açıklamalar yaptım. Hep düzelir umudu ile bekledim… Ama bugün bana şiddetle saldıranlara bakın.

    HEDEFTEYİM ÇÜNKÜ… İÇ POLİTİKADA ONLARI ENGELLERİM DİYE ENGELLENİYORUM…

    • Eski Türkiye savunucuları düşünce özgürlüğünün savunucularının bile hedefindeyim. Dış politikada aldığım posizyonlar nedeniyle dış politikanın da hedefindeyim. İç politikada onları engellerim diye engelleniyorum bunu da anlarım…

    MHP İLE İTTİFAK OY KAYBETTİRİR DEDİM, BAHÇELİ’NİN ÖFKESİNİ ANLARIM, OMUZ OMUZA YÜRÜDÜĞÜM İNSANLARIN ÖFKESİNİ ANLARIM AMA EŞİMİN TIP KONFERANSININ İPTAL EDİLMESİNİ ANLAYAMAM

    • MHP ile ittifak oy kaybettirir dedim. Bahçeli’nin öfekelenmesini de anlarım ama omuz omuza yürüdüğüm insanlar, her türlü fedakarlığı gösterdiğim insanların hedefinde olmayı da anlarım ama eşimin tıp konferansının iptal edilmesini anlayamam.
    • Ben yapılanları 5 dakika sonra unuturum. Hiç. Benimle birlikte çalışan 16 tanesi, aralarında profesör bir hanımefendi var başdanışmanların yerine bir gün bile danışmanlık yapmamış inanların getirtilmesini anlayamam. Bu memurlar neden hedef alındı. Sadece Davutoğlu döneminde görev aldı diye görevden alındılar. Beni görevden alın ama onları neden aldınız?

    ‘BOSNA’DA ALACA CAMİİ SİZİN ADINIZA YAPILDI’ DEDİLER, SONRA ARADILAR ‘HÜKÜMETİNİZ TARAFINDAN KATILMANIZ UYGUN GÖRÜLMEDİ’ DİYE AĞLAYARAK VERDİLER

    • Bosna’da Alaca Camii’nin inşaatı tamamlandı. Sizin adınıza yapıldı dediler. Aynı kişi bu kez aradı, “Sizin hükümetiniz tarafından sizin katılmanız uygun görülmedi” diyerek ağladı.
    • Bana ödül verilirken benim uğruna çalıştıklarım salonu terk ettiler. Bana saldırıları anlarım ama masum insanların özlük haklarını almayın. 15 Temmuz’da canını ortaya koyanları almayın.

    PELİKAN ÇETESİ HEDEF ALDI…

    – (Yavuz Oğhan) Bunu kim yaptırıyor? Hangi zemin, hangi psikoloji?

    • Pelikan Çetesi çıktığında ben önce bu grubun bir şahsiyet katliamı olduğunu düşünmüştüm.

    YOL AYRIMINDA OLDUĞUNU HİSSETTİM BAŞBAKANLIK MAKAMINI TERK ETTİM

    • Yol ayrımında olduğumuzu hissettiğimiz için de Başbakanlık makamını terk ettim. Ama o zamandan farklı kanaatteyim. Benim muhteris bir grubun çıkarları için yayınladığını düşündüğüm o paçavra…

    1 KASIM’DAN SONRA 3 AY İÇİNDE BÜTÜN SÖZLERİMİZİ YERİNE GETİRMİŞİZ

    • Türkiye’nin istikrarına, ekonominin genişlemesine, zemin hazırladık. 2 Kasım sabahı millet seçimsiz 4 yıl düşüncesine inanmıştı. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Asgari ücrete zam yapmışız. Bütçe açığını düzenlemişiz. ÜFE 3.2’ydi. O aşamaya gelmiş.

    TÜRKİYE’NİN YAŞAMASINI İSTEMEYENLER DÜZENİN BOZULMASI İÇİN BENİM DEVRE DIŞI OLMAM GEREKİYORDU

    • Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyenler, bir senaryo çıkardılar. Düzenin bozulması için benim devre dışı olmam gerekiyordu.

    – (Akif Beki), parti içinde bir hizbi mi temsil ediyorsunuz…
    – (Yavuz Oğhan) Ayrıca Pelikan Çetesi’ne fatura kesmek doğru mu? İstemeyen irade, Cumhurbaşlanlığı iradesi değil mi?

    ŞU ANDA BİR HİZİBİN LİDERİ GİBİ GÖRÜNMEKTEN HAYA EDERİM… MANİFESTO YAYINLANDIĞINDA DA ONLARA SESLENDİM

    • AK Parti’de bir hizib… Haya ederim… Bir an bile gelse aklımdan atarım. Başbakan’ken de olmadı. Cumhurbaşkanı ‘MKYK’da şunlardan oluşsun’ dediğinde bile kabul ettim. Çünkü onlar benim arkadaşlarım.
    • Şu anda da bir hizibin lideri gibi görünmekten de haya ederim. Manifesto yayınladığımda da, onlara seslendim. Ben onlarla iki seçim geçirdim. Sadece Van’a ve Gaziantep’e 9-10 kere gittim. 15 Temmuz’da inenler onlar. Dolayısıyla asla hizip duymadım.

    CUMHURBAŞKANI İLE İHTİLAF ELBETTE VARDIR

    • Cumhurbaşkanlığı ile ihtilaf konusuna gelince elbette vardır. Siyasiler arasında farklılıklar elbette vardır. 12 Eylül Anayasası… İkiz kardeşlerden birini başkabakan diğerini bile cumhurbaşkanı yapsanız bir süre sonra ihtilaf çıkar.

    İLK DEFA AÇIKLIYORUM: 5-6 TEMMUZ 2015’TE BAŞBAKANLIĞI BIRAKAYIM, CUMHURİYET TARİHİNİN EN KAPSAMLI REFORMUNU YAPALIM DEDİM

    • Kamuoyuna ilk defa açıkladığım bir mesele bu; 2015’te 5 veya 6 Temmuz. Cumhurbaşkanımıza sürekli insanlar gidip fitne koyuyor. Ben de gidip Erdoğan’a akademik hayatımda kalmak istediğim halde siz beni siyasete aldınız. Ben de size dedim ki mezara kadar, hapise kadar sizinleyim. Ama ben bu işin hakkını vermeliyim.
    • Dolayısıyla gelin ben Bahçeli ile Kılıçdaroğlu ile konuşayım. O sırada koalisyon görüşmeleri başlayacak ve onları zaten istedikleri parlamenter sisteme ikna edeyim.
    • Bir ay içinde cumhuriyet tarihinin en kapsamlı anayasal reformanu yapıp bütün yetkileri başbakanda toplayalım.

    BANA VERDİĞİNİZ BÜTÜN YETKİLERİ SİZE VEREYİM… BAŞBAKAN OLARAK BÜTÜN YETKİ SİZDE OLSUN, BEN OKULA DÖNERİM

    • Sonra kongereye gidelim. Bana verdiğiniz bütün yetkileri size vereyim olun. Sonra başbakan olarak bütün yetki sizde olsun. İsterseniz ben de akademik kariyerime geri dönerim. Dolayısıyla bunu yapalım dedim. O reform bir ay içinde referanduma gitmeden olurdu. Yanıtı bekledim, sonra Sayın Cumhurbaşkanı “Böyle devam edelim” dedi.

    – (Yavuz Oğhan) Cumhurbaşkanı bunun neyine itiraz etti?

    BANA İFTİRA ATANLARA KUL HAKKIM HELAL OLSUN… DAVA HAKKIM, DEVLET HAKKIM, MİLLET HAKKIM KİMSEYE HELAL DEĞİL

    • Onu sormadım, yakışmazdı. Benim kırgınlığım şahsıma yapılan şeylerden kaynaklanmıyor. Bana iftira atanlara da kul hakkım helal olsun. Dava hakkım, devlet hakkım, millet hakkım kimseye helal değil.

    PELİKAN ÇETESİ BENİ KILIÇDAROĞLU İLE İŞBİRLİĞİ YAPMAKLA SUÇLADI

    • Pelikan Çetesi daha sonra beni Kılıçdaroğlu ile işbirliği yapmakla suçladı. Ben MKYK’da oturdum saatlerce dedim “Biz niye oy kaybettk, bundan sonra neler yapmalıyız…” Bu heyet neye karar verirse ben onu yaparım dedim. Yolsuzluk boyutu öne çıkıyordu. Yolsuzlukla mücadele edelim dedim.

    BİR TRAVMA VARDI AK PARTİ İKTİDARINDA

    • 7 Haziran akşamı AK Parti ilk defa oy kaybına uğradı. O gece bir partili “Herhalde balkon konuşması yapmazsınız” dedi. “Hayır dedim bugün konuşma yapma günüdür”. O gün balkonda “Ülkeyi bir gün dahi hükümetsiz ve istikrarsız bırakmayacağız” dedim. Ama bir travma vardı AK Parti iktidarında. Cumhurbaşkanı ile en başından beri koordineliydik. Bahçeli, Cumhurbaşkanımıza ağır eleştiriler yaptığında da koalisyon için gittiğimde ‘Ben buraya hükümet kurmaya geldim’ dedim.

    CUMHURBAŞKANIMIZ TARAFSIZ AMA AK PARTİ’NİN LİDERİ SONUÇTA ONU GÖZARDI EDEREK DAVRANMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL

    • Sayın Cumhurbaşkanımız tarafsız ama AK Parti’nin lideri sonuçta. Onu gözardı ederek davranmamız mümkün değil. Eylül kongresine giderken şehitlerimiz var. Iğdır’da, Van’da, ekonomik durum, seçim, kongrede yenilenme isteği içerisindeyiz.
    • Alternatif MKYK listesi yayınlandığında Cumhurbaşkanımıza dedim ki ülke bunlarla uğraşırken ben burasa liste mücadelesi yapmam. Dedim ki hepsi benim arkadaşımdır. Sonradan anladım arkadaşımmış ama refik değilmiş. Benim tek hedefim var AK Parti’yi kurumsallaştırmak.

    BEN HİÇBİR ZAMAN ERDOĞAN’SIZ BİR TÜRKİYE DÜŞÜNCESİ İÇİNDE OLMADIM

    • Allah şahit ben hiçbir zaman Cumhurbaşkanının yetkisini elinden almak, Erdoğan’sız bir Türkiye düşüncesi içinde olmadım.

    MADDİ DURUMUM SİYASETE GİRMEDEN ÖNCE DAHA İYİYDİ

    • 2 Mayıs’ı 3 Mayıs’a bağlayan gece, uyuyamadım. Bu gördüğüm muameleyi ne kalbim, ne aklım, ne vicdanım aldı. Hep soruyordum ne yaptım diye. Maddi durumum bile daha iyiydi siyasete girmeden önce.

    BANA ‘BAŞBAKANMIŞ GİBİ YAP AMA YETKİ KULLANMA’ DENİYORDU

    • Hiçbir beklentim olmadı. 3 gün üst üste aynı yatakta yatmadım. Ne yaptım ben? Allah’ım beni izzetle girdiğim yerden izzetle çıkar dedim.
      Bana şu deniyordu. sen Başbakan gibi görün ama başbakan olma. Başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma. Kendi il başkanını bile atayama.

    BUNU SİZDEN KİM İSTİYORDU?

    • Sayın Cumhurbaşkanı ve MKYK’ya imza atanlar. Keşke bana söyleydi Cumhurbaşkanımız… Ben çekilirdim. Bir hırsım olmadı ki benim. Ben kendimi bilirim, benden her şey olur ama düşük profilli olmam…

    (Kukla mı demek istiyorsunuz?)

    • Hayır daha sonra da o makama gelenler olduğu için öyle demem… “Düşük profil”i de o gün öyle dendiği için söyledim. 
    • Eğer bunları yapmayacaksam mücadele etmeliydim. “Ben kongreye gidiyorum. Arkamdan imza atanlarla bu yolda yürümem” diyebilirdim… O zaman da AK Parti bölünebilirdi.

    O GECE BUNLARI DÜŞÜNDÜM VE İSTİFA ETTİM

    • Benim verdiğim mücadeleyi halkımın bilmesi lazım. Ben o yüzde 49 buçuğun hukukunu korumak için çok mücadele verdim. Ama asla günlük siyasetin bir parçası haline getirmedim. Devam etseydim Yüzde 49 buçuğun içindeki bir grup “Oy verdik ama bu başbakan hakkını veremiyor” diyeceklerdi.
    • O gece bunları düşündüm ve istifa ettim.

    KEŞKE DİYORUM 1 AY DAHA SABRETSEYDİM, AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE’YE VİZEYİ KALDIRACAKTI

    • Keşke diyorum “1 ay daha sabretseydim ve haziran ayında Vize muafiyetini alıp öyle ayrılsaydım” çünkü ben ayrıldığım gün, Avrupa Komisyonu Avrupa Parlamentosu’na Türkiye ile vizeyi kaldıracağız şeyini gönderdi. Sayın Merkel, Tusk, Junker Gaziantep’e geldiklerinde 23 Nisan’da, haziran ayında bu sürecin tamamlanacağını söylediler.

    TÜRKİYE SİYASETİNİN TEMİZ OLMASI ANLAMLI ARTIK BUNU YAPMAYACAKSAK HİÇBİR YERE GELMENİN ANLAMI YOK

    – (Akif Beki) Vize muafiyetini sağlayan başbakan olmanıza müsaade edilmemiş olabilir mi?

    • Ona bir şey diyemem ama benim için sadece Türkiye siyasetinin temiz olması anlamlı artık. Eğer bunu yapamayacaksak hiçbir yere gelmemin anlamı yok.

    ELEŞTİRİLERİMİ, NE YAPILMASI GEREKTİĞİNİ CUMHURBAŞKANI’NA İLETTİM… BİRİ 15 TEMMUZ’DAN İKİ GÜN SONRAYDI

    – (Yavuz Oğhan) Partiyi düşünüp hareket ettim dediniz ama bugün çok net eleştirileriniz var.

    • Her anın her zamanın bir gereği var. Ben başbakanken, elimde güç varken onu bırakma sebebim ülkeye bir darlık gelmesin, parti bölünmesindi… 31 Mart seçimlerine kadar 3 yıl. Eleştrilerimizi, düşüncelerimizi ne yapılması gerektiğini Cumhurbaşkanlığına ilettim.
    • Biri 15 Temmuz’dan 2 gün sonra, diğeri 21 Temmuz’du sanırım. Diğeri çok kapsamlı 5 Aralık 2016’ydı sanırım.

    MANİFESTODA ZİKRETTİĞİM SİYASET SİSTEMİYLE İLGİLİ ELEŞTİRİLERİMİN TÜMÜNÜ KENDİSİNE ARZ ETTİM

    • Ve bugün manifestoda zikrettiğim siyaset sistemle ilgili eleştirilerimin tümünü kendisine arz ettim. Daha sonra Afrin Harekâtı başladığında Ocak 2018’de daha kapsamlı 3 saat gibi, gidişatın tümü ile ilgili konuştuk, hukuk devleti ilkelerinin zedelendiğini, MHP itifakının olumsuzluklarını, düşünce özgürlüğünün olmadığını, siyasal sistemdeki aksaklıkların da içinde olduğu 30 sayfalık bir metin verdim.

    2018’DE SEÇİMDEN ÖNCE MECLİS ÇOĞUNLUĞUMUZU KAYBEDECEĞİMİZİ SÖYLEDİM

    • Sonuncusu da Avrupa Birliği zirvesine giderken Mart 2018’de daha seçimlere gitmeden önce MHP’nin seçimi zorlayacağını, cumhurbaşkanının seçileceğini ama Meclis çoğunluğumuzu kaybedeceğimizi söyledim.

    BENDEN TEK TALEBİ OLDU, GRUP TOPLANTISINA KATILMAMI İSTEDİ, ELEŞTİRİLERİM DİKKATE ALINIR UMUDUYLA GİTTİM, OLMADI… KRİZLER NETLEŞTİ

    • Benden bir tek talebi oldu, grup toplantısına gitmem talebi oldu. Gittim. Cumhurbaşkanımız genel başkanımdı. Eleştirilerim dikkate olur umuduyla gittim. Ne yazık ki olmadı. İşler daha da olumsuz yönde seyretti. Eleştirdiğim yönlerde krizler netleşti.

    31 MART’TAN SONRA NEDEN ŞİMDİ KONUŞUYORUM…

    • 31 Mart’tan sonra neden şimdi diye soruyorsunuz. Çünkü önümüzde 4 yıl var cumhurbaşkanının da söylediği gibi. Bu saatten sonra söyleyeceklerimi kimse seçim yenilgisine neden oldu diye yorumlayamaz. Söyleyeceğim sözlerimin parti içinde bir bölücülük olduğu ithamında da kimse bulunamaz.

    MANİFESTODA BİR PARTİDEN SÖZ ETMEDİM, PARTİMİZ DEDİM

    • Manifestoda da gördüğüm şeyleri en açık yüreklilikle açıkladım. Bir partiden söz etmedim, partimiz dedim. Cumhurbaşkanına verdiğim metnin hemen hemen aynısı. Tek farklılık cumhurbaşkanlığı sitemi yenilendiği için ek bazı şeyler var.

    DÜZELECEĞİNE DAİR UMUDUMU KESTİM, PARTİNİN KURUMSAL YAPISININ BOZULDUĞUNU DA GÖRÜYORUM

    • Peki, bunu kamuoyuna neden paylaştım? Bunun düzeleceğine dair umudumu kestim, partinin kurumsal yapısının bozulduğunu da görüyorum.

    PARTİDEKİ BİRÇOK KİŞİ ARADI, BİZ BU MANİFESTOYA İMZA ATARDIK DEDİLER

    • Ben iki şeyi kabul etmem. Susarak içerde beklemeyi ve susarak partiden kopmayı da doğru bulmam. İnsanlar bunu yapıyor, övgüyle ayrılıyorlar. Ekonomik kriz yok deniyor, yok diyorlar. Partideki birçok kişi aradı biz bu manifestoya imza atardık dediler.

    BU PARTİNİN TRAVMASI BENİM TRAVMAM… 23 HAZİRAN SONRASI YSK’NIN KARARININ YANLIŞ OLDUĞUNU BELİRTTİM

    • Ben o partinin 2 yıl genel başkanlığını yaptım. Bu partinin travması benim travmam. 23 Haziran sonrası YSK’nın kararının yanlış olduğunu belirttim. Ulaşabildiğim partili arkadaşlarımı aradım. Ne olur bu hataya düşmeyin, seçimi kaybetmekten daha kötüdür diye anlatmaya çalıştım.

    MANİFESTODAN SONRA 3 AY GEÇTİ HİÇBİR DEĞİŞİKLİK YOK

    • O kitle benim kitlem. O akşam yaşanan hüznü yüreğimde hissettim. Manifestodan sonra 3 ay geçti hiçbir değişiklik yok. Konuşulması bile yasaklandı manifestonun.

    HAYIR ARKADAŞLAR DEMOKRASİLERDE PARTİ KURMAK BÖLÜCÜLÜK DEĞİLDİR

    • Bu saatten sonra parti kurmak bölücülüktür açıklamasına gelirsek, hayır arakadaşlar demokrasilerde parti kurmak bölücülük değildir.

    NEDEN BU AÇIKLAMALARLA RİSK ALIYORUM

    • Şubat ayında kimseye gelin şöyle bir yapı kuralım demedim. Bana gelenlerle görüştüm. Bana gelen kim olursa da görüşürüm. Her şey iyi gitseydi kitap yazardım. Neden tekrar bu açıklamalarla risk alıyorum? O trol çetlerinin husumetini yeniden üstüme çekiyorum. Muhalefetin husumetini, parti içindekilerin husumetini neden üstüme çekiyorum?

    2001 YILINDA OLDUĞU GİBİ YENİ ŞEYLERİN SÖYLENMESİ, YENİ BİR HÂLE İHTİYAÇ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM

    • Çünkü şu anda yeni şeylerin söylenmesi, yeni bir halin gerekliliğine 2001 gibi ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Eğer bunu söylemezsek tarih önünde sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Şu anda teori üreterek değil, yeni bir pratik ortaya koyarak sorumluluğumuzu yapabiliriz. Bugün bu pratik, özellikle muhafazakâr camiayı temsil eden ideallerin pratik karşılığı yok, yıprandı.

    AÇIK SÖYLÜYORUM: DİN SİYASETE ALET EDİLDİ

    • Din siyasete alet edildi açık söylüyorum. Eğer bunda bizimde payımız varsa hepimiz yüzleşmeliyiz. Dini bir ankette en az güven din adamlarına duyuluyor diye bir sonuç elde ediliyorsa hepimizin düşünmesi lazım. Bu ancak yeni bir pratikle mümkün, teori ile değil.

    ÖNÜMÜ NE KADAR KESMEK İSTERLERSE İSTESİNLER GEREĞİNİ YAPACAĞIM, KONUŞACAĞIM

    • Benim yaptığım gibi manifesto açıklamaktır, benim yaptığım gibi Anadoluyu dolaşıp konuşmaktır. Önümü ne kadar kesmek isterlerse, kim kesmek isterse istesin ben gereğini yapacağım, konuşacağım.

    YENİ PRATİK, BAŞKA YOL KALMAZSA PARTİ KURMAKTIR

    • Bu yeni pratik eğer başka bir yol kalmazsa parti kurmaktır. Siyaset biliminin de, ekonominin de, sosyal hayatın da bir kuralı vardır. Boşluk kabul etmez.

    EĞER HER ŞEY YOULUNDA GİDER, AK PARTİ KENDİSİNE ÇEKİ DÜZEN VERİRSE KİM, NEDEN YENİ PARTİYE İHTİYAÇ HİSSETSİN Kİ…

    • Eğer her şey yolunda giderse, AK Parti kendisine çeki düzen verirse, Türkiye’de ekonomik krizi çözecek yöntemler uygulanırsa, kim neden yeni partiye ihtiyaç hissetsin ki… Ama ihtiyaç hissedildiğinde yapmak ne ihanettir, ne de yanlışlıktır.

    ÜMİDİM GİTTİKÇE ZAYIFLIYOR, KONUŞULMASI GEREKEN ANA KONULAR KONUŞULMUYOR

    • Ümidim gittikçe zayıflıyor. Konuşulması gereken ana konular konuşulmyor. Gerçeklikler kapatılıyor. Dış politika, uluslararası gerçeklikten kopuluyor.

    – (İsmail Saymaz) Siz şu an anladığım kadarıyla partiye son kez sesleniyorsunuz. Manifestoda iki kritik ölçüden söz etmişsiniz. Biri; partili cumhurbaşkanlığına itirazınız var, diğeri de ailenin devlet katlarına çıkarılması diyerek Berat Albayrak’ı eleştirmişsiniz. İki sorum var, birincisi Sayın Cumhurbaşkanı bunlardan vazgeçer mi? Bu yoklukta bir değişiklik olur mu? İkincisi; o tip partili itirazınız vardı da neden vaktinde buna itiraz etmediniz?
    – (Yavuz Oğhan) Kamuya, halka, ülkeye borcunuz değil miydi? Anayasa değişikliği sırasında itirazlarınızı cumhurbaşkanına verdikten sonra o kadar kritik Türkiye’nin hayatını değiştirecek bir oylama yapılırken, bir başbakan olarak; eski başbakan olarak ben bunu yanlış buluyorum demek gibi bir borcunuz da yok muydu?

    AİLEYİ SİYASETE KARIŞTIRMAMAK BÜYÜK ERDEMDİ O ZAMANLAR

    • Yıllar önceydi, sanırım 2008. Sayın Cumhurbaşkanımızla baş başa bir dış politika değerlendirmesi oldu. Dedim ki; iki büyük şey yaptınız Allah sizden razı olsun. Bir devlet hayatına çok insan kazandırdınız. AK Parti ile çok sayıda insana devlet tecrübesi kazandırmak. İkincisi de aileniz hiç siyasete karışmadı. O zaman için böyleydi tabi. Onlar büyük erdemlerdi. Cumhurbaşkanımızın evlatlarını kendi çocuklarım kabul ederim.

    O DÖNEM SİYASETE KAZANDIRILANLAR TASFİYE EDİLDİ, O DÖNEMLERDE CUMHURBAŞKANINA HAKARET EDENLER İSE ŞİMDİ SİYASETİN TAM MERKEZİNDE

    • Şimdi gelelim şu ana. Bu iki mesele yine orada. O zaman kazanılan insan unsuru bütün devlet adamları hemen hemen tümü tasfiye edildi. Kendimi kastederek söylemiyorum. O emeği veren insanlar şimdi süreçlerin dışında. O dönemlerde cumhurbaşkanlığına hakaret edenler ise siyasetin tam merkezinde.

    AİLELERİN SİYASETE KARIŞMAMASI İÇİN MYK’DA KARAR ALDIRDIM

    • Ve o gün ailesinin karışmaması büyük erdemdi, Berat Bey’i düşünerek değil ama çok sayıda kişiden kendi oğlu ile ilgili planlar gelince, baktım ki bu başka bir görüntüye yol açacak MYK’da karar aldırdım; Birinci derece akrabalar, milletvekillerinin, il başkanlarının yakınları milletvekili aday adayı olamazlar diye.
    • Bunu yaparken aslında hepimizin aile hayatı ile devlet hayatını ayırmasını sağlamaya çalışıyordum. Burada benim çocuklarım ve sizlerin de çocukları olsa ve deprem olsa, kimse başkasının çocuğunu düşünmez, herkes kendi çocuğunu alır kaçar. Devleti böyle düşünün, devletin içine ailenizden birini aldığınızda onları düşünmekten başkasını düşünemezsiniz.
    • Aileler siyasetin dışında olmalı ama siyasilerin ailelerine de saygı duyulmalıdır.
    • Ama eğer içerde gerçek bir reform, revizyon olacaksa bunun işaretlerinden biri bu çizgiyi net çekmek olacaktır.

    CUMHURBAŞKANIMIZIN PARTİ GENEL BAŞKANI OLMASI KENDİSİNİ DE MAKAMINI DA AK PARTİ’Yİ DE YIPRATMIŞTIR

    • Bin yıllık tecrübe bize şunu gösterdi ki; partinin genel başkanı cumhurbaşkanı olduğu zaman partinin kurumsal yapısı etkileniyor. Devlet hayatında da o kadar yoğun bir tempo gerektiriyor ki, Cumhuraşkanımız da insan. Bu durum kendisini de makamını da AK Parti’yi de yıpratmıştır.
    • Siyasi rekabet genel başkan tarafından yürütülse, devlet ve cumhurbaşkanlığı makamı zarar görmez. Yani yüzde 51 ile seçilen bir cumhurbaşkanı da bütün toplumu temsilen konuşma hakkını da kendinde görür.

    ÇARPIK BİR BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇTİK

    • Çarpık bir parlamenter sistemden çarpık bir başkanlık sistemine geçtik. Bunda benim de payım var.

    DAHA NET TAVIR ALMALIYDIK AMA 15 TEMMUZ’UN ETKİSİ VARDI

    • Daha net tavır almalıydık ama 15 Temmuz’un etkisi vardı. Orada bir kriz çıksa, darbe yiyen darbeciler yeniden ümitlenebilirlerdi. Bu yüzden ben de Cumhurbaşkanımıza ilettim ‘Kaygılarımız var’ diye. Kendisine de söyledim, ‘Bu kaygılarla kampanyaya katılmadım’ dedim ve katılmadım.

    NELERİN DÜZELTİLMESİ GEREKİYOR?

    • Neye karşıydım ve şimdi ne düzeltilmesi gerekiyor diye sorarsanız?
    1. Genel başkanlık beşe ayrılmalı
    2. Cumhurbaşkanı yardımcısı mutlaka seçilmeli, seçimle gelmeli. Herhangi bir şekilde, bir saniye bile devletin başında duran biri için halktan onay alınmalı.
    3. Bakanlar mutlaka meclisten onay alınarak göreve başlamalı.
    4. Yasama güçlendirilmeli.
    5. Tek tek milletvekillerinin siyasetteki ağırlığı arttırılmalı.(bunun için gerekiyorsa dar bölge sistemine geçilmeli)
    6. Yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalı. Bunun içim meclisten atanan yargı üyeleri ile cumhurbaşkanlığı arasında bir denge sağlanmalı. Yasamanın güçlendirilmesi şart. Devletin organizasyonu bağlamında müsteşarlıkların kaldırılması yanlış olmuştur. Halkla devlet arasında siyaset köprü rolü oynamıyor. Bir tek cumhurbaşkanlığı üzerinden oynanıyor. Bu yüzden herkes ona ulaşmaya çalışıyor.

    – (İsmail Saymaz) Bu aynı zamanda AK Parti’yi MHP’ye mahkûm mu etti?

    • Kesinlikle. MHP ile ittifak kurulabilir ama ittifak ilişkileri partilerin doğasını bozduğunu düşünüyorum. AK Parti bundan zararlı çıktı.

    GÜL VE BABACAN İLE NEDEN BERABER DEĞİLSİNİZ?

    – (Akif Beki) Babacan ve Gül parti kurma kararı aldı… Peki siz neden Babacan ve Gül ile beraber değilsiniz?

    • Sayın 11. Cumhurbaşkanımız Gül partiden ayrıldı ama onlar da henüz bir parti kurma düşüncesi beyan etmediler. Yol ayrımındalar. Ama biz bunları Sayın 11. Cumhurbaşkanı Gül ile bir yıldır falan görüşmedik. Ali Bey benim sevdiğim biri. Aramızdaki hukukun ölçüsü yoktur. Derin bir hukuk var. Hep güvenmişimdir kendisine. 1 Kasım’da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlardan biriydi.

    TÜRKİYE’NİN ALİ BABACAN VE BENZER ARKADAŞLARA HER ZAMAN İHTİLACI VARDIR

    • Türkiye’nin Ali Babacan’a ve benzer arkadaşlara her zaman ihtiyacı vardır. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile israf etmek milletin yapabileceği en ağır israftır.
    • Hakkında bir olumsuz durum olmayan tecrübeli bir devlet adamı israfından daha ağır bir şey olamaz.

    ALİ BABACAN BEY İLE AÇIKLAMAK İSTERDİM MANİFESTOYU, BU KONUDA ELİMDEN GELENİ YAPTIM

    • Ali Bey ile birlikte açıklamak isterdim bu manifestoyu. Manifestoma imza atacak derecede görürdü. Ben bu konuda elimden geleni yaptım. Şu anda bu bir süreç önümüzdeki günler ne gösterir bilemem. Bu soruyu Ali Bey’e de sormakta fayda var. Beraber olamayışımızın bir mevki makam iddiasıyla alakası yoktur.

    HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLADIĞINDA ARADIM DESTEK VERDİM

    • Soruşturma başlatıldığında aradım destek verdim. O benimle çalıştı ve ben Ali Babacan’ın devlet hayatındaki dikkatine titizliğine şahidim.
    • Seçimden önce Ali Bey’e 31 Mart’tan sonra kritik bir dönem var, konuşmamız gerekitiğini beklemek gerekmediğini, yanlış giden şeyleri söylemek gerektiğini kendisine ilettim.

    (İsmail Saymaz) Öğrendiğim kadarıyla Ali Babancan ve Abdullah Gül daha liberal ve sizi İslamcı olarak değerlendiriyorlar. Beşir Atalay’da sizi bu yüzden istememiş. Doğru mu?

    • Bakın ben hayatımda “cı” ekini İslam’ın arkasına koymadım. İslam’ın arkasına ‘cı’ ifadesini getirmeyi de doğru bulmam. Ben Müslümanım. Birisi bana Osmanlıcı demiş o ‘cı’yı da doğru bulmuyorum.
    • Dolayısı ile mesele o ise bunun problem olarak zikredilmesini de oryantalist bir tavır olarak değerlendiriyorum. Benim manifestoyu alın okuyun o metinde özgürlüklere aykırı tek bir kelime gösterirlerse tartışmaya hazırım.

    SURİYE POLİTİKASI ÇOK ELEŞTİRİLMİŞTİ: TÜM KURUMLARIN ORTAK KARARLARINDAN GEÇMİŞ BİR POLİTİKA SURİYE POLİTİKASI

    • Suriye politikasına gelince, Cumhurbaşkanlığı çevresinde de, Suriye ile ilgili bütün olumsuzlukları bana yüklemek, Sayın 11. Cumhurbaşkanımızın çevresinden ve genel olarak ismi geçen arkadaşların da. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti değildir deriz. Ama eğer kurumların, MİT, bakanlıkların, başbakanlığın, MGK’nin ortak kararlarından geçmiş bir politika.

    SORUMLULUĞU SADECE BİR KİŞİYE YÜKLEMEK SİYASİ AHLAKSIZLIK

    • Sorumluluğu başdanışman birine başdanışmanken, dışişleri bakanına dışişleri bakanıyken, başbakan olana başbakanken yüklediğiniz zaman ve kendinizi bunun dışında tuttuğunuz zaman ben buna siyasi ahlaksızlık derim. devlet sorumluluğu ortak sorumluluk gerektirir.

    1 MART TEZKERESİ’NDE DE BENİ SUÇLADILAR AMA KARARI VEREN BAŞBAKANDI

    • Peki ben başdanışmanken, 1 Mart Tezkeresi’nin geçmemesi bana yüklenmişti. Evet yabancı askerlerin bu dozda ülkeye girmesine karşıydım ama kararı veren başbakandı. Hamas geldiğinde yine suçluydum.

    BÜTÜN O DÖNEMİN KAZANIMLARI ONLARA AİT, SURİYE BAGAJI BANA YÜKLENİYOR

    • Dışişleri bakanı var, başbakan var cumhurbaşkanı var, sorumlu benim. Sonra ben dışişleri bakanı oluyorum, başbakan var cumhurbaşkanı var, yine sorumlu benim. Ama bütün o dönemim dış politika kazanımları onlara ait, Suriye bagajı ise bana ait, bana yükleniyor.

    SURİYE KONUSUNDA BİR PİŞMANLIĞINIZ VAR MI?

    – (İsmail Saymaz) 24 Ağustos 2012’de demiştiniz ki; Suriye sürecini artık yıllarla değil aylarla veya haftalarla ifade etmek gerekir. Yani birkaç haftaya Esad yıkılır demişsiniz 2012’de. Türkiye Cumhuriyet’inin Suriye’ye, Mısır’a etrafımızdaki Arap devletlerine bu kadar burnunu sokması doğru mu?
    – (Yavuz Oğhan) Suriye konusunda bir pişmalığınız var mı?

    SAYIN ESAD İLE… BAKIN SAYIN DİYORUM O ZAMAN ÖYLE BİR HUKUK VARDI Kİ ARAMIZDA…

    • Sayın Esad’la, bakın ‘Sayın’ da diyorum. O zaman öyle bir hukuk vardı ki aramızda, kendi dışişleri bakanı gibi güvenirdi bana; ben de ona güvenirdim.
    • İlk görüşmemiz 2003. Irak Savaşı başlarken ben Sayın Başbakanımız Gül’ün görevlendirmesiyle gittim ve Irak Savaşı’nın engellenmesi, savaşın ortaya çıkmaması için oluşacak olan bölgesel insiyatifi geliştirmek üzere ilk önce suriye ile temasta bulunduk sonra da bölge toplantısı yaptık.

    O ZAMAN AMERİKA KARŞITI DİYORLARDI, ŞİMDİ BATI VE AMERİKAN YANLISI…

    • O zaman Amerikan karşıtı diyorlardı. Şimdi de Batı ve Amerikan yanlısı olduk. O zamandan sonra güven oldu. 62 defa gittim Suriye’ye. vizeleri kaldırdık, sınır kapılarını kaldırdık. İdealimizdeki ilişki Türkiye-Suriye’yi, Ürdün ile birlikte bir levant bölgesi olarak birleştirmekti.

    ARAP BAHARI BAŞLADIĞINDA BİZ SURİYE’Yİ KORUMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPTIK

    • Arap Baharı başladığında biz Suriye’yi korumak için neredeyse her şeyi yaptık. Sayın Başbakanımız Tayyip Bey’le Ocak 2011’de Lazkiye’ye gittik ve Sayın Esad’la oturduk. Suriye’nin yanında olduğumuzu, Arap Baharı’ndan etkilenmemesi gerektiğini, bunun için küçük reformlarla bu dalganın yönetilmesi gerektiğini söyledik. Sonra nisanda, ağustosta bir daha gittim.

    SURİYE’DE TEK BİR YÜREK YANMIŞSA ONUN HÜZNÜNÜ İÇİMDE HİSSEDERİM

    • Pişman mısın diye soruyorsunuz ya… Eğer Suriye’de tek bir yürek yanmışsa, tek bir hane yıkılmışsa onun hüznünü içimde hissediyorum. Ama şunu da kendi vicdanımla muhasebe ettiğimde; gereken her şeyi yaptık. Beşar Esad’ın ve Suriye’nin bu anlamda böyle bir facia yaşamaması için gereken uyarıyı yaptık.

    ÇOK NET SÖYLÜYORUM… ŞAM’DA EVMEVİ CAMİİ’NDE NAMAZ KILACAĞIZ GİBİ BİR İFADEM YOK

    • Yetersiz kaldığımız yerler oldu evet. Mesela 2012’deki beyanımız. O sırada Suriye de çok ciddi bir değişim şeyindeydi. BM’de Suriye’de kimyasal silah dahil birçok şey vardı. Bunun süreci hızlandıracağını, Beşar Esad’ı ikna edeceğini düşündük. Hep ümidimiz; bir şey başlatabilir miyiz.
    • Çok net söylüyorum şimdiye kadar Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağım diye bir ifadem yok. Hiçbir yerde yok. Biz insanlık adına üzerimize düşeni sonuna kadar yaptık.

    – (Yavuz Oğhan) Yıkımı azaltabilir miydik? Acaba muhalifleri desteklerken, acaba desteklemeseydik…

    – (İsmail Saymaz) ÖSO kurulduğunda merkezini Hatay olarak gösteriyordu, Suriye’de silahlı muhalefete Türkiye’nin bu kadar açık destek veriyor görüntüsü elimizi zayıflatmadı mı? Mesela biz Suriye’de PYD’nin varlığına itiraz ediyoruz ama Suriyeliler de, kendilerinin terörist gördüğü grupların Türkiye tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Dolayısı ile bu görüntü çelişki değil miydi?

    ESAD İLE GÖRÜŞMELERİMLE İLGİLİ ÇOK FAZLA SÖYLENTİ VAR, TÜM GÖRÜŞMELERİM DEVLET ARŞİVLERİNDE

    • Benim bütün görüşmelerim devlet arşivinde vardır… Beşar Esad’la görüşmelerimle ilgili çok fazla söylenti var. Dolayısı ile devlet kaydına girmemiş hiçbir görüşmem olmamıştır.

    ÖSO’YU TÜRKİYE KURMADI

    • ÖSO’yu Türkiye kurmadı. Beşar Esad’ın Sünni bölgelerde katliam yapması sonucu ordudan kaçanlar tarafından kuruldu. Mültecilerin kabulü insani bir konu. Ülkede bunla ilgili bir travma var bu doğru. Güvenli bölge oluşturmak, onları orada tutmak için çok uğraştım. Fakat hesap edemediğimiz şey güvenlik alanıydı.

    IŞİD TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK TEHLİKE OLUŞTURDU

    • IŞİD Türkiye sınırına kadar gelip Türkiye için büyük bir tehlike oluşturdu. O zaman bizim ilk donat faaliyetleri başladı IŞİD’e karşı.
    • Baktık ki Suriye rejimi kontrol ediyor. IŞİD bizim için çok büyük bir tehlikedir. Benim böyle bir şeye destek vermem mümkün mü?

    IŞİD’E KARŞI İLK OPERASYON EMRİNİ BİZ VERDİK

    – (İsmail Saymaz) siz demişsiniz ki; IŞİD dediğimiz yapıya katılanların temel katılımı daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler, dışlanmalar, haksızlıklar, bir anda geniş bir cephede reaksiyon doğurdu. Sunni arapların dışlanmasıyla böyle biröfke birikmesi oldu.

    • Bakın katılan demiyorum. Aldatılan gençler anlamında dedim. Irak’ta o zaman öyle bir rejim vardı ki Sünnileri bütün sistemden dışlamıştı. O unsurlar IŞİD’in öfkesine kapıldı. IŞİD’e karşı ilk operasyon emrini de biz verdik…

    HATALAR, GÜVENLİK EKSİKLERİ OLMUŞTUR

    – (İsmail Saymaz) 2011,2012,2013 bu tarihler Türkiye’de sınırın belirsizleştiği, özellikle de emniyetimizin yabancı savaşçı dediği Avrupa’dan, Uzakdoğu’dan, Ortadoğu’dan, Rus topraklarından gelen ne kadar; sadece IŞİD değil, ama El Kaide ve benzeri silahlı örgütlerin mensupları varsa hemen hemen hepsi Türkiye üzerinden Suriye’ye, Suriye’den Türkiye’ye geçtiği bir hat olmuştu. Geçiş hattına dönüşmesinde hiç mi hatanız olmadı?

    • Hatalar, güvenlik eksiklikleri olmuştur. Gelenlerin hepsini kontrol etmemiz mümkün olmadı. ‘Kendi ülkenizden çıkarmayın’ dedim. ‘Biz demokratik bir ülkeyiz seyahat özgürlüklerini nasıl engellerim’ dediler. E biz de demokratik bir ülkeyiz. Ben nasıl kontrol edeceğim. Burada bizimle işbirliği yapmaktan kaçındılar.
    • Ya da o dönemdeki FETÖ yapılanması. Dışişleri Bakanlığı’nın mıdır bunun görevi? Sınırlarının geçişini kontrol etmek benim görevim mi?
    • O dönemde yapılanmanın olmadığı kurum mu vardı? Hepimiz bunun sorumlusuyuz. Sorumluluktan kaçamayız.

    FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞI BİR TÜRLÜ BULUNAMADI EN SON SİZ VE BABACAN’DAN AYKIRI SESLER ÇIKINCA BULUNUVERDİ…

    -(Akif Beki) FETÖ’nün siyasi ayağı bir türlü bulunamadı. En son siz ve Babacan’dan aykırı sesler çıkınca bulunuverdi. Sayın Perinçek, sizin, Babacan’ın ve Gül’ün Fetö’nün siyasi ayağını oluşturduğunu söylüyor. siz misiniz siyasi ayağı?

    • Benim akademik hayatımda ve siyasi hayatımdaki davranışlarımdan bakıldığında benim bu yapıyla olan mesafemi herkes görür. Bu yapının en çok hedef aldığı iki-üç isimden biri benim. Ofisi dinlenen tek üst düzey devlet yetkilisi benim.

    DIŞİŞLERİ BAKANI’YDIM SAYIN BAŞBAKANIMIZLA GÖRÜŞTÜK BANA BİR GÖREV VERİLDİ… (GÜLEN İLE) GÖRÜŞÜP BAŞBAKAN’A RAPOR ETTİM

    – (İsmail Saymaz) Fetullah Gülen’i ziyaret ettiniz?

    • Dışişleri Bakanı’ydım. Sayın Başbakanımızla görüştük. Bana bir görev verildi. Bu yapı Türkiye’ye zarar veren bir yapıya dönüşmüştü. Daha 17 Aralık yoktu. Siyasi anlamda faliyetlere başladı. Durumu Başbakan’la istişare ettik. Türkiye’ye getirilmesi gerektiği konusunda karar kıldık. Görüşüp Başbakan’a rapor ettim. ‘Türkiye’ye dönmek gibi bir niyeti yok, düşüncesini de… Sivil toplum gibi hissetmedim. Bizi oyalamaya çalışıyor’ dedim…

    PYD’Yİ YANIMIZDA TUTMANIN İMKANI YOK MUYDU?

    – (Akif Beki) PYD politikası doğru mu yönetildi. Yani PYD’yi yanımızda tutmanın imkanı yok muydu? Bir ara işbirliği yaptınız. Süleyman Şah Türbesi’nin taşınmdasında koordinasyon oluştu.

    • Türbenin bulunduğu alanın kontrol edilmesi için, Başbakanlığa yazdığım yazı ile oradaki askerlerin çıkarılmasından sonra taşınması gerçekleşti… Burada istismar edilen diğer husus da şu: Sanki 1921 yılında taşınan toprak ile bu taşıdığımız toprak aynı gibi düşünülüyor. Bir kere taşındı orası. Daha sonra ikinci taşınması, yani o toprak zaten orijinal toprak değil.
    • PYD konusu ise çok daha geniş bir çerçevede ele alınmalı. PYD ile yürütülen o şeyler Sayın Cumhurbaşkanının 2013’te başbakan olarak başlattığı çözüm süreciyle birlikte yürüyen mesele. Ama 2015’te benim başbakanlığım döneminde hiçbir şekilde irtibat olmamıştır.

    ANKARA GAR KATLİAMI, SİYASİ ORTAMI ZEHİRLEMEK VE SEÇİMİN MEŞRUİYETİNİ TARTIŞMAYA AÇMAK İÇİN ALÇAKÇA BİR TERÖR SALDIRISIYDI

    • Gar katliamı ile ilgili… O katliam Türkiye’deki siyasi ortamı zehirlemek ve gidilen seçimlerin meşruiyetini tartışmaya açmak için yapılan alçakça bir terör saldırısıydı. Katliamla oy arasında hiçbir bağ kurmuyorum.

    BEYAZ TOROSLAR KONUSU… 90’LI YILLARIN KÖTÜ HATIRALARINI CANLANDIRMAK İSTEYENLERİ UYARMAK İÇİNDİ…

    • Beyaz Toroslar konusu ise… O dönem Van’da yaptığım konuşmada, PKK ve HDP ona bağlantılı olarak öylesine bir terör havası estiriyorlardı ki Van’da o mitinge bile yansıyan bir asayiş problemi vardı.
    • Orada da dile getirdiğim ‘Türkiye’de kamu düzeni sağlanamazsa 90’lı yılların kötü hatıralarını canlandırmak isteyenler olabilir’di… Uyarmak için söyledim. İnsan canıyla ilgili hassasiyetim açık.
    • Diyarbakır Sur’unu Toledo yapma konusu… Tarihi mirasın en çok korunduğu yerdir Toledo; bu yüzden örnek verdim. Diyarbakır’ın kültürüne ait olan yapılaşmayı sağlamak için öyle dedim.

    S-400 KONUSU: TEKNOLOJİ TRANSFERİ ŞART

    • S-400 konusunda ise… Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına bakıldığında konvansiyonel anlamda son dönemlerde zaten ülkeler arası savaş, Rusya-Gürcistan, Rusya-Ukrayna örneği dışında çok nadir karşılaşıyoruz. Genellikle asimetrik savaş ya da füzelerle müdahale edilebiliyor. Türkiye ki temel alanda güvenlik riski taşır. Bir tanesi asimetrik terör, ikincisi de füzeler.
    • Türkiye, bütün yapılanmayı, hava kuvvetlerinin yapılanmasını tarruzi uçaklar üzerinden yapmışız. Yani dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı genellikle NATO şemsiyesi altında savuma düşünmüşüz. Var olan tehdidi bulunduğu yerde yok etme odaklı yani. Teknoloji transferi şart.

    MAALESEF MÜTTEFİKLER TÜRKİYE’NİN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK ESNEKLİĞİ GÖSTERMEDİLER

    • Maalesef müttefikler Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek esnekliği göstermediler, bir müşteri gibi görüyorlar. Dolayısı ile Türkiye’nin aldığı her türlü tedbir hâli, bir tedbirdir. Fakat burada diplomatik olarak, Sayın Trump ve Putin ile olan işleyişler. Türkiye ile Amerika arasındaki ilişki için bir müzakereye ihtiyaç var.

    RUSYA İLE İLİŞKİLERİ DERİNLEŞTİRMEK DOĞRUDUR AMA

    • Türkiye-Rusya arasındaki ilişkinin derinleşmesi doğrudur. Ama bu derinleşmenin alternatifi olan diğer ilişkiler rehabilite edilmezse ilerde sıkıntılar oluşur.
    • Yani, Amerika’yla ilişkilerin yeniden masaya yatırılması ve en kapsamlı şekilde kurumsal düzeyde Pentagon, Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı istihbaratlarıyla Türkiye ile Amerika’nın stratejik ortaklığı nereye gidiyor diye oturmak lazım.
    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rus uçağının Türkiye-Suriye sınırında düşürüldüğü dönemde Genelkurmay Başkanı’ydı…

    RUS UÇAĞINI DÜŞÜRME EMRİNİ KİM VERDİ?

    • Başbakanımız o dönem angajman kuralları ilan etti. ‘Türk sınırına 5 km yaklaşan uçaklar vurulur’ şeklinde. Bu andan itibaren yerine getirilen talimatlar başbakandan alınmış sayılır.

    BEN BAŞBAKAN OLUNCA ANGAJMAN KURALLARI YENİLENDİ

    • Ben başbakan olunca bu angajman kuralları yenilendi. Rus uçağı düşürüldükten sonra “Kesinlikle açıklama yapmayacaksınız, Sınırlarımızda kimliği belirsiz bir uçak düşürülmüştür diyeceksiniz” talimatı verdim.

    HANGİ İŞGÜZAR BİLMİYORUM… CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN ‘RUS UÇAĞINI DÜŞÜRDÜK’ AÇIKLAMASI YAPILDI

    • Erdoğana’a da Putin’i arayalım, Rusya ile de bu durumu paylaşılım dedim. Bu şekilde yapılması gerektiğini söyledim. O arada da Rusya aynı şeyi düşünmüşüz gibi ‘Uçağımız düşürülmüştür’ diye açıklama yaptı. Ben özellikle kime ait olduğu belli olmayan bir uçak dürşürüldü denmesini istemiştim. Hangi işgüzar bilmiyorum ama 10 dakika sonra Cumhurbaşkanlığı’ndan ‘Rus uçağını düşürdük’ diye bir açıklama yapıldı.

    TV’DE GÖRDÜĞÜM ANDA BEYNİMDEN KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ

    • Televizyondan gördüğüm anda beynimden kaynar sular döküldü. Hemen Genelkurmay Başkanı’yla görüştüm, bir iletişim hatası olduğunu söyledi ve o açıklama 2 dakika içinde geri çekildi. Ama artık bütün dünya duymuştu. Yine olsa yine düşürürüz demedim.
    • Genelkurmay Başkanımız (Hulusi Akar) ‘silahlı kuvvetlerin güvene ihtiyacı var açıklama yapın’ dedi. Ertesi gün ‘talimatı ben verdim’ dedim. Kast ettiğim ‘Angajman’ talimatı. O Rus uçağı için verilen talimat değil.

    YENİ PARTİ TAKVİMİ BELLİ Mİ?

    – (Yavuz Oğhan) Yeni parti kuracağınız belli… Peki net takvim belli mi?

    • Basiretli siyasetçiler devlet adamları net takvimleri şartlar oluşana kadar söylemez. İlkeleri söyler. Ben ilkeleri söyledim… Dinamik süreç devam ediyor.

    GÖNÜL İSTER Kİ BUNA GEREK KALMASIN

    • Gönlüm ister ki Cumhurbaşkanımız, birçok akil insanın dile getirdiği bu şeyleri dikkate alır. O zaman da buna gerek kalmaz. Kitap yazmaya devam ederim.