Yeniçağ yazarı , bugün yayımlanan yazısında, Temmuz 2018 tarihinde 6 buçuk yaşında olan kız çocuğunun Esenler Medipol Hastanesi’nde cinsel istismara uğraması olayında sanığın edilmesini gündemine taşıdı.

“6 buçuk yaşındaki bir çocuk, hiç bilmediği bir konu hakkında bu derece yalan söyleyemez ve ne kadar öğütlersen, tembihlersen tembihle doğru olmayan bir durumu defalarca aynı şekilde anlatamaz” diyen Ağırel, “Yazık çocuklarımıza… Olayın yaşandığı hastanenin Sayın ’nın hastanesi olması yaşanan bu olayda sonucu asla etkileyemez, etkilememesi hukukun üstünlüğünü engelleyemez, engellememesi lazım” ifadelerini kullandı.

Ağırel’in “​​​​​Sağlık Bakanı’nın hastanesinde skandal…” başlığı ile yayımlanan yazının bir kısmı şöyle:

Sanık emniyet ifadesinden farklı olarak mahkemede verdiği ifade de çocuğun gözlerini kapatmadığını, ayakta çok sallandığı ve dudaklarını içe doğru büzdüğü için sandalyeye oturtmuş ve dudaklarını şekillendirttikten sonra röntgen çekmeye gittiğini, kız çocuğunun bir anda bağırdığını bunun sonrasında hemen kapıyı açtığını babanın ise kendisine saldırdığını belirtmiş. Kendisine sorulan “kız çocuğunun ağzına bir şey soktunuz mu” sorusuna  “elimi soktum, galiba onu hissetti” diye yanıt vermiş.

Yine verdiği ifadesinde muhafazakâr bir ailede yetiştiğini, liseyi yatılı kuran kursunda tamamladığını, hafızlık eğitimi aldığını ama tamamlayamadığını evde de dört yaşındaki kardeşi ile birlikte aynı oda da kaldığını belirtmiş ve tüm suçlamaları reddedip beraatını istemiş.

(Artık mahkemelerde de kuran kursunda okumak, hafızlık eğitimi almak üstün bir nitelik gibi sunuluyor.)

Daha ilginci…

Aralık 2019 tarihindeki duruşmada bir yıldır beklenen ama bir türlü mahkemeye sunulmayan artık mahkeme tarafından istemekten vazgeçilen Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün sanığın cep telefonunun inceleme sonucu bir türlü gelmemiş.

Ancak ne tesadüftür ki karar duruşma tarihinden bir gün önce İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı sanık avukatının müracaatı sonrasında  “Bilimsel Uzman Mütalaası” adı altında bir belge mahkemeye sunuluyor.

Kararın açıklanacağı duruşmadan tam bir gün önce. Üstelik bu sunulan belge tarihi de 28 Ağustos 2019.

Yani belgenin hazırlandığı tarihten sonra üç duruşma yapılmış mahkemede ama mahkemeye sunulmamış.

Karar duruşmasından bir günce 97 gün bekletilen rapor bir anda mahkemeye sunuluyor. Uzman raporunda savcılığın, küçük çocuğu sevk ettiği Bakırköy Prof. Dr Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzleme Merkezi Adli Tıp Görüşmecisi’nin düzenlediği raporun sonuç bölümünde şu tespitleri sıralıyor:

Küçük kızın psikoloğa verdiği ifade esnasında annenin odada bulunmasının doğru olmadığını (küçük kız kapalı bir odada bu olay yaşandığı için annesi olmadan ifade vermemiş annesinin odaya girmesi ile ancak ifade verebilmiş) 

Adli tıp psikoloğunun çocuğa tahtaya bir şeyler çizmesini istediğini çocuğun tahtaya kendisini ve etrafında kalpler ve yıldızlar çizdiğini bu nedenle cinsel istismara uğrayan çocukların çizdiği resimler gibi olmadığını (!),

Mağdur küçüğe görüşmeci tarafından görüşme sırasında olayla ilgili çok sayıda kapalı uçlu ve yönlendirici bombardıman (!) sorular yöneltildiğini belirlemiş ve hastane kameralarının olayın yaşandığı ana dair kamera görüntülerinin olmadığı,

Mağdurun genel, beden ve ruhsal durum muayenelerinin mevcut olmadığı, aile, okul, arkadaş çevresinin araştırılmadığı, genetik analizlerin negatif olduğu gibi nedenler ile kesin adli ve tıbbi delil olmadığı kanaatine hükmetmiş ve mağdur çocuğun kendilerine sevki halinde uzman heyet raporu düzenleyebileceklerini belirtmiş.

Bu davaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı müdahil olmuş ancak Sağlık Bakanlığının herhangi bir soruşturma açıp açmadığı belli değil. Mağdur çocuğun avukatı mahkemeye sormuş ancak cevap alamamış.

Sonuç?

Sanık tahliye edildi.

Mağdurun ve sanığın emniyet ifadelerini, savcılık ifadelerini, Adli Tıp raporunu, üniversitenin raporunu, mahkemenin duruşma tutanaklarını okudum.

Sonuç mahkemenin vereceği karardır ancak en ufak şüphe dahi yaşanmaması gerekiyor. Bir kız babası olarak bildiğim şu; 6 buçuk yaşındaki bir çocuk, hele ki hiç bilmediği bir konu hakkında bu derece yalan söyleyemez ve ne kadar öğütlersen, tembihlersen tembihle doğru olmayan bir durumu defalarca aynı şekilde anlatamaz.

Yazık çocuklarımıza…

Olayın yaşandığı hastanenin Sayın Sağlık Bakanı’nın hastanesi olması yaşanan bu olayda sonucu asla etkileyemez, etkilememesi hukukun üstünlüğünü engelleyemez, engellememesi lazım.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız