• Berfin Özek’in saldırganına verilen ceza adil mi?

    , Berfin Özek’in saldırganına verilen cezanın adil olduğunu belirterek, “Burada yapılan bildiğiniz yaralama suçudur. Yargıç bariz olan bir kurala rağmen başka bir uygulama yapamaz. Eğer bunu yaparsa keyfilik yasağını ihlal etmiş olur” dedi.

    Radyo Karakutu’da yayınlanan Bidebunuizle programında Yavuz Oğhan’a konuşan Köse’nin açıklamalarından satır başları şu şekilde:

    “Hukuk çerçevesinde konuşuyoruz. Kanunda temel cezadan başlanır teknik olarak artırılır. Kanun, ‘Birisi başka birisini yaralarsa 1 yıldan 3 yıla kadar ceza verilir’ diyor. Burada 3 yıldan açmış. ‘Silahtan sayılan bir cisimle yapıldıysa eylem, ceza yarı oranında artırılır’ diyor. Hakim o hükme uyup 4,5 yıla çıkarmış. Sonra kanun, ‘Eğer bu eylem kişinin yüzünü tanınmayacak hale getirirse ceza iki misli artırılır’ diyor. Teknik olarak 3 ile çarpınca 13,5 yıl ceza eder. Hakimde bu cezayı vermiş. Takdir indirimi de yapmamış. Hakim verebilecek en yüksek cezayı vermiş. Burada tartışılan şu: İnsan öldürmeye teşebbüs mü yaralama mı? Hukukçular bunu çok iyi bilir. Burada yapılan bildiğiniz yaralama suçudur.

    “FAİLİN KASTI ÖNEMLİ”

    Failin kastı çok önemlidir. Eğer bu kızı bir havuza atsaydı ve kız bir şekilde kurtulsaydı hakim, ‘Burada öldürmeye teşebbüs var’ derdi. Ama yüze atıldığı için öldürmeye elverişli değil zaten. İşlenemez bir suç var ortada.

    “YA DANIŞMANLARDA BİR SORUN VAR YA DA CUMHURBAŞKANI SPONTAN KONUŞTU”

    Bir yargıç bir olaya şahit ise, şahit olduğu olaya ilişkin olarak yargılama yapılan mahkemede görev alamaz. Bu kuralın gerekçesi şudur: Hakim olayı görmüştür. Artık duyguları harekete geçmiştir. Olayın etkisiyle faile olması gerekenden daha çok ceza verebilir. Duygularını olaya karıştırabilir. Oysa hüküm duygularla verilmez, yasayla ve vicdanla verilir. Dolayısıyla burada, ‘Hakimin kızı olsaydı ne yapardı?’ denilemez. Zaten bu eylem kendimize yapılsa en ağır cezayı vermek isteriz. İnsanın fıtratında böyle bir şey var. Zaten devlet kısas olmaması için var. Benim çocuğuma birisi ceza verdiyse, onun cezasını ben vereceksem, o zaman mahkemenin, hukukun, yargının bir önemi yok. Dolayısıyla cumhurbaşkanının danışmanlarında bir sorun var ya da sayın spontan konuştu.

    “BİR KURALA RAĞMEN BAŞKA BİR UYGULAMA YAPILAMAZ”

    Ceza hukukunda keyfilik yasağı vardır. Yargıç bariz olan bir kurala rağmen başka bir uygulama yapamaz. Sanığa daha az veya fazla ceza veremez. Tutuklama şartları yoksa şahsı tutuklayamaz. Eğer bunu yaparsa keyfilik yasağını ihlal etmiş olur. Görevini kötüye kullanmış olur. Haksız tutuklama yaptıysa orada özgürlüğü kısıtlama suçunu işlemiş olur. Yargıç sanık durumuna düşer. Bu yüzden bu tür tavsiyeleri gençlerimiz, hukukçularımız, özellikle hakimlerimiz ve savcılarımız oturup hukukun duayenlerinden, hocalarından, kitaplarından, hukukun evrensel ilkelerinden öğrensinler. Ben sayın cumhurbaşkanının sözünün üzerine bir şey söyleyemem. Hangi saikle söylediğini bilmiyorum.

    GAYET DOĞRU BİR KARAR VERMİŞ”

    Ben de o kızcağızın yüzünü gördüğüm zaman isyan ettim. Ama o kürsüde otururken başka bir şey yapamam. Verilen karardan dolayı da mahkemeyi tebrik ediyorum. Gayet doğru bir karar vermiş.

    “CEZA POLİTİKASI DEĞİŞTİREBİLİR AMA BUNUN YERİ TBMM’DİR”

    Ceza politikası değiştirilebilir. ‘Böyle bir suçta daha fazla ceza verilsin’ denilebilir ama bunu diyen insanların uygulama yeri mahkeme salonları değil TBMM’dir. Böyle bir kanun yokken olaya uymayan bir biçimde, ‘Uysa da cezayı verin, uymasa da verin’ derseniz o zaman hukuk ortadan kalkar. Hukukun olmadığı ülkede de kaos olur.”