• Bahçeli: Türk milleti gerekirse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalıdır

    Genel Başkanı Devlet iktidara ile ilişkileri tekrardan gözden geçirme çağrısında bulunurken, “Türk milleti gerekirse, artık başka bir seçenek de görülmezse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı ” dedi.

    bugün partisinin grup toplantısında konuştu. MHP liderinin gündeminde son haftalarda yaşanan doğal afet ve kazalar, ordusunun İdlib vilayetinde devam eden operasyonları ve eski Genelkurmay Başkanı İlker ’un gündeme getirdği ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmaları vardı.

    Bahçeli 23-24 Ocak’ta meydana gelen Elazığ merkezli depremin 1999’daki Marmara depremiyle mukayese edilmesine sert tepki gösterdi. Koalisyon ortağı olduğu 57’nci hükümet döneminde meydana gelen hakkında konuşan Bahçeli, Hürriyet yazarı ’ı da hedef aldı. Hakan 17 Ağustos 1999’daki deprem için “Devletin en az üç gün kafayı kaldıramadığı da buz gibi bir gerçektir” demişti.

    Bahçeli yaşanan felaketlerle ilgili şöyle konuştu:.

    Siyasi sorumluluğunu paylaştığımız 57. Cumhuriyet Hükümet döneminde 20.yüzyılın en büyük felaketlerinden birisini yaşadık. 17 Ağustos 1999’da merkez üssü Gölcük olan depremden 16 milyon Türk vatandaşı etkilenmiştir. 133 bin 683 konut ve işyeri yıkılmıştır. Toplamda da 376 bin 479 yapı hasar görmüştür. Daha da vahimi, resmi verilere göre 17 bin 480 insanımız hayatını kaybetmiştir. 43 bin 953 insanımız yaralanmıştır. 600 bin insanımız evsiz kalmıştır.

    İstanbul dahil ülke nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturan bir bölgede deprem korku verici derecede etkili olmuştur. Bu bölgenin gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı o dönemde yüzde 34,7; sanayi katma değeri içindeki payı da yüzde 46,7’dir.

    Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan Sağlık Bakanlığı’na kadar partimizin sorumluluğunda olan 7 bakanlık doğrudan doğruya depremle mücadelenin görevi gereğince içinde yer almışlardır. Devlet çökseydi kısa sürede geçici ve prefabrik konutlar nasıl yapılacaktı?

    BAHÇELİ AHMET HAKAN’I HEDEF ALDI: İDDİANI İSPATLAMAZSAN ALÇAKSIN MÜFTERİSİN

    Devlet çökseydi milli güvenlik ve milli bekamızı doğrudan hedef alan depremle nasıl inançla mücadele edilip kanayan yaralar tedavi edilecekti?
    17 Ağustos depreminde devletin en az üç gün kafayı kaldıramadığını iddia eden köşe yazarı, bu iddianı ispatlamazsan alçaksın, müfterisin.
    Hiç kimse merak buyurmasın, Milliyetçi Hareket Partisi’nin olduğu yerde Türk devleti çökmez, çökemez, çökmeyecektir.

    Varsayalım devlet çöktü, hepimiz inançla ele ele veririz, ya Söğüt olur tekrardan Ocağımızı tüttürürüz, ya canımızı hiçe sayar Oğuz neslini sürdürürüz, ya da felaketler karşısında celadet anıtı gibi yükselerek bu devleti, bu milleti, bu aziz vatanı bir kez daha yükseklere taşırız.
    Biz varsak çöküş yoktur, çürüme imkânsızdır.

    Türklük varsa Türk devleti bakidir, hakimdir, hadimdir.

    BAHÇELİ: GEÇMİŞİ KÖTÜLEMEK GELECEĞİ KURTARMAZ

    Depremler arasında siyasi kıyas yapmak Türkiye’nin yürüyüş ve yükseliş ümitlerini baltalamak, birlik ve kardeşlik duygusuna hançer sallamaktır.
    Niyet sahipleri, ağızlarından ve kalemlerinden damlayan nifaka dikkat etsinler, akılları varsa da başlarına alsınlar. Türk devleti ve hükümeti dün gereğini yapmış, bugün de aynısını başarmıştır.

    Şu da unutulmasın ki, geçmişi kötülemek geleceği kurtarmaz. Yapılanları inkar etmek vicdan yıkımına bahane teşkil etmez. Acılar üzerinden siyasi şantiye kurmak için kolları sıvayanlara Türk milleti itibar etmez, ihtimam göstermez, bunları da hoş görmez. Gölcük bizimdir, Elazığ da bizimdir.
    Feryat bizimdir, fedakarlık da bizimdir. İstanbul biziz Malatya da ta kendimizdir. 1999’daki acı neyse 2020’deki acı da odur.

    KATİLDİR, SUÇLUDUR, GAYRİ MEŞRUDUR, HUSUMETİN KAYNAĞIDIR”

    MHP lideri Bahçeli, konuşmasında dün 5 askerin hayatını kaybetti Suriye’deki son gelişmelere de değindi. Bahçeli şöyle konuştu:

    İdlib krizi, Rusya’nın hava desteğini alan rejim güçlerinin hunhar saldırılarını yoğunlaştırmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Önce 3 Şubat 2020’de 7 numaralı gözlem noktamızın bulunduğu Serakib yakınlarında intikal halinde bulunan kahramanlarımıza adice, alçakça ateş açılmıştır.

    Bu kapsamda Uzman Çavuş Halil Demir, Uzman Çavuş Serkan Deprem, Uzman Çavuş Şükrü Özler, Uzman Çavuş Uğur Kurt, Uzman Çavuş Uğur Katran, Uzman Onbaşı Kadir Yıldız, Uzman Onbaşı Gökhan Orhan ve tır şoförü İsmail Akatay rejim güçleri tarafından, Rusya’nın mihmandarlığı altında şehit edilmişlerdir. Zalimler kana doymamış, şiddete ara vermemiş, evlatlarımıza akstetmeye devam etmişlerdir.

    Acılarımız henüz tazeyken, dün İdlib’den milli vicdanı heder eden, kederlendiren yeni şehit haberleri gelmiştir. İdlib’in Taftanaz Bölgesi’nde bulunan gözlem noktasında inşaatı devam eden havaalanı inşaatında çalışma yapan askerlerimize cani Esad güçleri topçu atışıyla saldırmıştır.
    Uzman Onbaşı Fatih Saylak, Uzman Onbaşı Enes Alper, Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz, Uzman Onbaşı Davut Özcan, Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak şehit olmuş, beş kahramanımız da yaralanmıştır.

    Kanlı Suriye rejimi bir yanda masum sivilleri diğer yanda da Türk askerini hedef almıştır. Artık buna tahammül edecek halimiz kalmamıştır. Rejim güçlerine misliyle karşılık verilse de, yüreğimizin yangını katil Esad defolup gidesiye kadar soğumayacaktır.

    Türk milletinin sabrını sınamaya çalışanlar tarihin her devrinde ağır bedeller ödemişlerdir. Kaldı ki bundan sonra da ödemeye devam edeceklerdir. İdlib’de evlatlarımızı katledenler insanlık vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır.

    Esad katildir, suçludur, gayri meşrudur, husumetin kaynağıdır.

    BAHÇELİ: HÜKÜMETİN RUSYA İLE İLİŞKİLERİ TEKRAR GÖZDEN GEÇİRMESİ SAMİMİ DİLEĞİMİZDİR

    Hem Suriye’yi hem de Türkiye’yi eşzamanlı idare etmeye, durumu kurtarmaya, kontrollü ve sürdürülebilir istikrarsızlık stratejisiyle bölgesel ve tarihsel emellerini gerçekleştirmeye çalışan Rusya iyi niyetli değildir.

    Hükümetin Rusya ile ilişkileri tekrardan gözden geçirmesi samimi dileğimizdir. Rusya, Suriye’deki çatışma ve gerilim ortamının sürekli ve sınırlı bir çerçevede devamını sağlayarak kriz ve kaos üzerine kendi hesap ve hedeflerini kademe kademe inşa etmektedir.

    Bunu görmek, bunu idrak etmek lazımdır. Ne Astana’dan, ne Soçi’den, ne Cenevre’den, ne de diplomatik temaslardan herhangi bir sonuç bugüne kadar çıkmamış, çıkması da beklenmemelidir.

    Suriye ve diğer komşu ülkelerde haklının gücü değil, güçlünün hakkı revaçtadır. Gün silahın günü, gün vahşetin günüdür.
    Hukukun sözü çiğnenirken, hukuksuzluğun ve eşkıyalığın fermanı okunmaktadır. Zalimler kendi aralarında nüfuz alanları oluşturarak küçük ölçekli savaşların fitilini tutuşturmuşlardır.

    “YANSIN SURİYE, YIKILSIN İDLİB, KAHROLSUN ESAD”

    Dünya petrol rezervlerinin yüzde 62’sinin, doğalgaz rezervlerinin de yüzde 40’nın bulunduğu Ortadoğu güç bloklarının acımasız mücadelelerine sahnedir. Bize göre, Rusya’nın içinde olduğu antlaşma ve mutabakatlar bu ülkenin asıl hedefleri için ara istasyonlardır.

    Suriye, resmen olmasa bile Rusya’nın fiili sömürge ülkesi haline gelmiştir.
    Esad’ın yuları Moskova’ya bağlanmıştır. Demem odur ki, şehitlerimizin vebali saldırgan Suriye kadar buna ortam açan, perde gerisinde teşvik ve tahrik eden Rusya’nın omuzlarındadır. Bu gerçekle yüzleşmek şarttır.
    Suriye’de var olan krizi çözmek için siyasi ve diplomatik temaslar aldatmadır, masaldır, oylanmadır.

    Esad tahtından indirilmeden ne Suriye’ye ne de Türkiye huzur gelecektir.
    Türk milleti gerekirse, artık başka bir seçenek de görülmezse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı ve zalimleri yerle yeksan etmelidir.
    Diyorum ki, yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad.

    Ocağımıza ateş düşürenlerin ocağı söndürülsün. Evlatlarımızı toprağa serenlerin hayat pınarları kurutulsun. Bugünün konusu hukuk mukuk değildir, zalimlerin tepesine Türk milletinin çelik iradesi inmelidir.
    Bilinsin ki, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.
    Bir Türk de dünyaya bedeldir. Nitekim muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda gizlidir.

    Yurdu yaşatmak için can veren kahramanların intikamı mutlaka alınmalı, tertemiz şehit kanı yerde kalmamalıdır. Merak ediyoruz, uluslararası toplum ne duruyor, neyi bekliyor, neden suya sabuna dokunmuyor?
    Bir caniye, bir despota, bir vandala nereye kadar sabır gösterilecek?
    Esad savaş suçlusudur, mutlaka yargılanmalıdır, hak ettiği cezayı almalıdır.

    “KILIÇDAROĞLU VE DİĞER ESAD HAYRANLARI VATANA İHANET İÇİNDEDİR”

    Türkiye’de tek adam rejimi var diyen, saray rejiminden bahseden yalancıların Suriye’deki belgeli ve delilli tek adamlık sistemine tepki göstermemeleri, üstelik katil Esad ile diyalog önerileri Baas’çı mantığın kimlere ve hangi oranda bulaştığının da ibretlik misalidir.

    Zulme zulüm diyemeyenler zalimlerin kuklasıdır. Ve de dökülen her kana ortaktır. Mehmetlerimizi şehit eden alçaklara ses çıkarmayıp Türk devletini ve hükümetini suçlayanlar, gönüllü Esad sözcülüğü yapanlar, Türk milletinin ruh köküne yabancı düşenlerden başkası değildir.

    Kılıçdaroğlu ve diğer Esad hayranları vatana ihanet içindedir. Esad’ın defterini dürmek varken, hatta bu sorumluluk ahlaki, tarihi ve hukuki bir mecburiyetken, temas ve görüşme önerisiyle avunanalar cinayete ve ihanete ortaktır. Esad devrilmelidir, zulüm şatoları yıkılmalıdır, katiller döktükleri kanların son damlasına kadar hesap vermelidir.

    “BUGÜNKÜ CHP YÖNETİMİ CHP DÜŞMANLARI TARAFINDAN ELE GEÇİRİLMİŞTİR”

    Türkiye’miz yüksek risk ve tehlikelerle karşı karşıyadır. Hainler milli varlığımızı tehdit etmektedir. PKK/PYD/YPG/FETÖ/DEAŞ/ESAD ve emperyalist çevreler Türkiye’nin kuyusunu kazmaktadır. Ne yazık ki, içimizde bunlara yardım ve yataklık eden işbirlikçiler vardır ve hüviyetleri bellidir.

    CHP Genel Başkanı’nın takdir ve tasvip ettiği karanlık oluşumlar zehir saçmakta, ülkemizi uçuruma çekmektedir. Bugünkü CHP yönetimi Türkiye düşmanları tarafından ele geçirilmiş, kafalarına da esaret çuvalı geçmiştir.

    4 Ekim 2019’da, partimizin Başkanlık Divanı kararıyla, CHP-HDP ilişkilerinin incelenmesi, CHP Genel Başkanı’nın suç teşkil eden fiili ve değerlendirmelerinin analiz ve araştırılması maksadıyla üç Genel Başkan Yardımcımızdan kurulan Komisyon görevini layıkıyla tamamlamıştır.
    Partimiz iç bünyesinde oluşturulan bu Komisyon marifetiyle Kılıçdaroğlu hakkında 5 Şubat 2020 Çarşamba günü suç duyurusunda bulunulmuştur.

    “KILIÇDAROĞLU AYNAYA BAKSA FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞINI GÖRECEK”

    CHP’nin Genel Başkanı ve yönetimi milli güvenlik meselesidir. İnanıyorum ki, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gereğini yapacak, adalet yerini bulacak, maşeri vicdan müsterih olacaktır. Kılıçdaroğlu, bugün FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacakmış.

    Oysaki bir boy aynasına baksa ayağı da görecek, boyunu da görecektir. Bugüne kadar FETÖ’nün siyasi ayağını devamlı gündeme getiren biz olduk. Ancak bazıları her seferinde bizim düşüncelerimizi maksatlı biçimde çarpıttı, hedef şaşırtmaya çalıştı.

    Dedik ki, şayet 15 Temmuz başarılı olsaydı, Yurtta Sulh Konseyi’nin siyasi ayağı kim olacak, ülkeyi kimler yönetecekti? Yani Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, bürokratlar kimlerden teşekkül edecekti?
    Mesela, Kılıçdaroğlu böyle bir durumda görev alacak mıydı?

    Söylediklerimiz budur. Arayış ve cevabını aradığımız sorular da bu şekildedir.

    Bizim çaycıyla, çorbacıyla, odacıyla, zabıt kâtibiyle işimiz yoktur. Bunları konuşanlar cambaza bak oyunu içindedir.

    BAHÇELİ’NİN HEDEFİNDE BAŞBUĞ DA VARDI

    FETÖ’nün Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları kimlerdir? Eğer bu melun isimler deşifre edilirse siyasi ayak ortaya çıkabilecektir. TBMM’de herhangi bir kanun teklifi kapsamında değişiklik önergesi verenlere siyasi ayak yakıştırması bize göre hezeyandır, aklımızla alay etmektir.

    Bu önergeyi hazırlayıp Meclis gündemine taşıyan milletvekilleri üzerinde kuşku yaratmak, bunların araştırılmasını istemek asıl hedef ve mücadeleyi kösteklemektir.

    26.Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ, 29 Ocak 2020’de bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarla gündemin rotasını değiştiren malum iddialarda bulunmuştur.

    Gerçekten de 29 Haziran 2009 tarihinde gece yarısından sonra verilen bir önerge üzerinde siyasi ayak tartışması odaklanmıştır. Özellikle ve altını çizerek ifade etmek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi 2009 ne söylemişse bugün arkasındadır, gene aynı noktadadır.

    Ancak FETÖ’nün siyasi ayağı basit şekilde ve sadece bir önergeye imza atanların zan altında bırakılmasıyla geçiştirilemez, izah edilemez.

    “BAŞBUĞ YANLIŞ YERDE İZ SÜRMEKTEDİR”

    5271 Sayılı Ceza Mahkemesi Kanununun 3’ncü maddesine eklenen fıkralardan birisi şu şekildedir:

    “Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda soruşturmaları Cumhuriyet Savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır.”

    Ayrıca, 5271 Sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasının (a)bendi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinde geçen “hali dahil” ibaresi “halinde” şeklinde değiştirilmişti.

    Böylelikle muvazzaf askerlerin savaş ve sıkıyönetim hali dışında ağır cezalık suçlarına sivil mahkemelerin bakılacağı hükmü getirilmiştir.
    Tartışmanın kaynağı da burasıdır. Bizim bu değişiklikle ilgili çekince ve eleştirilerimiz bellidir.

    Fakat, Sayın İlker Başbuğ yanlış bir yerde iz sürmektedir.

    “BAŞBUĞ GÖREVDEYKEN FETÖ’CÜLERLE MÜCADELEYİ LAYIKIYLA YAPMIŞ MIDIR?”

    Şayet bugün eski uygulamaya dönülse, yani askeri mahkemeler kurulup, mesela Sincan ve Silivri’deki FETÖ’cü darbecilere tekrar yargılanma imkanı tanınsa doğabilecek tehditler hakkında bir fikir sahibi olan var mıdır?

    2009 yılının 25 Haziran’ındaki bir konuyu bugün yeniden kaşımanın kime ne faydası olacaktır? Sivil mahkemelerin verdiği kararların ihlal ve inkarı nasıl bir gelişmeye kapı aralayacaktır?

    Asker şahısların sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan önergeyi FETÖ’ye bağlamak, FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilişkilendirmek aşırı ve zorlama bir yorum değil midir? Bu manasız tartışmayı tetikleyip tırmandırmak kimin işine yarayacak, hangi çevreleri rahatlatacaktır? Bunların yanında, 26. Genelkurmay Başkanı görevdeyken FETÖ’cülerle mücadeleyi layıkıyla yapmış mıdır?

    Bizim için siyasi ayak Yurtta Sulh Konseyi’nin yürütme kadrosudur.
    Bunlar tek tek tespit edilirse, inanıyorum ki, FETÖ’cülerin, kriptocuların, hainlerin, Türk ve İslam düşmanlarının kökü kazınacaktır.