• Ali Babacan: Türkiye’nin otokratikleşme eğilimleri oldukça yüksek

    DEVA Partisi Genel Başkanı , Radyo Karakutu’da yayınlanan Bidebunuizle programında, gazeteciler ve ’nin sorularını yanıtladı. Babacan, “Merkez Bankası dövizi bulmadan para basmaya devam ederse daha fazla kur, daha fazla enflasyon olarak karşımıza çıkar” dedi. Babacan, Türkiye’nin özgürlükler, demokrasi, hukuk, medya özgürülüğü noktasında uluslararası alanda gerilediğini ifade ederek, Türkiye’nin yönetim şeklini “Otokratikleşme eğilimlerin oldukça yüksek” diye tanımladı. Babacam, her hangi bir tarikata üye olmadığını söyledi.

    Soru: Dün döviz fiyatlarında tarihi bir zirve yaşandı. BDDK bir takım kararlar alındı. Nasıl bir mekanizma ile karşı karşıyayız ki dolar bir anda zıpladı ve sonrasında aşağıya indir

    Koronavirüs salgını belki yüzyılda bir görülecek bir vaka. Tüm dünyayı etkliyor. Hem sağlık yönü hemde ekonomik yönü var. Ekonomi yönü, dünya geneline bakarsak sağlık alanındaki gelişmelere göre seyir ediyor. Henüz aşısı, ilacı bulunmayan bir ilaçtan söz ediyoruz. Daha ölümcül ve kolay bulaşan bir virüs bu. Rakamlar çok ürkütücü. Eğer hiçbir tedbir alınmasaydı rakamları düşünmek istemiyorum bile. Dünyada bundan etkilenmeyen ülke yok. Her ülkenin ekonomisini etkiyor, Türkiye’ninde ekonomisini etkiliyor. Bizim ekonomik sorunlarımız zaten bu virüs öncesinden vardı. Türkiye’nin zaten mali bünyesi, finansal bünyesi bu kriz salgınından önce oldukça zayıflamıştı. Merkez Bankasının rezervleri önemli ölçüde erimişti. 136 milyarı gören rezervler, 85 milyona indi şu anda brüt, nette 25, hatta snam anlaşmalarında ve Hazine’nin Merkez Bankası’nda tuttuğu mevduatları düşünürseniz rezervler eksi. Merkez Bankası sadece rezervleri eritmedi, aynı zamanda kribilitesini kaybetmiş bir Merkez Bankası idi. Hükümetin aşırı müdahalesi ve neredeyse Merkez Bankası’nın bağımsızlığının tamamen ortadan kalkması Türkiye’nin kurumsal yapılarının erozyona uğraması, diğer bağımsız kurularının da artık kurum olarak güvenirliğini ve itibarını yitirmiş olması bizim en büyük sorunlarımız zaten. Bu kriz öncesinde de böyleydi. Bunun yanında bütçe açığı artmıştı, mali alan daralmıştı. Merkez Bankası’ndaki yedek akçeler bile Hazine’ye devredildi ve harcandı. 2019’un karı ve yedek akçesi ocak ayında alındı ve harcandı. Dolayısıyla Maliye politikasında da alanın son derece daraldığı bir dönemde Türkiye buna yakalandı. Para politikasında son derece sıkışık, itibar kaybedilmiş, artı bankalarımızın da bilançosu zayıflamıştı. Bankaların bilançolarındaki zorunlu alacaklar buna bağlı olarak sermayedeki düşüş Türkiye ekonomisinin görünürlüğünü oldukça zayıflatmış bir durumdaydı.

    Kredi notumuz defalarca aşağıya indirildi.

    Bir diğer önemli konuda Türkiye’deki serbest piyasa mekanizmaları, Kambiyo Rejimi, sermaye hareketleri ile ilgili de ciddi bir müdahalenin olduğu dönemi yaşıyordu Türkiye. Zaten devlet müdahalesinin çok aşırı olduğu, dolayısıyla aşırı müdahale sebebiyle de öngörülemezliğin arttığı bir dönemi yaşıyordu Türkiye. Böylesine ekonomik olarak son derece sıkıntılı olduğumuz bir dönemde, işsizliğin arttığı, genç işsizliğin bu kriz öncesi yüzde 27’yi gördü. Rekordur yani. Türkiye maalesef zayıf bir dönemde yakalandı.

    Birde kriz başladıktan sonra yapılanlar, kriz yönetimi. Özellikle ekonomi bakımından söylüyorum. Son derece büyük hatalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor” dedi.

    Soru: Siz Londra merkezli bir finansal bir saldırı ile karşı karşıya olduğumuz iddiasına inanıyor musunuz?

    Açıkçası bir başarı olduğu zaman “Bunu ben yaptım” diyip, başarısızlık olduğu zamanda suçu başkasına yıkmak şu andaki iktidarın bir alışkanlığı haline geldi. Ve üstelik iktidar sürekli bir düşman, karşı taraf yaratma arayışında. Yani bu genel bir politika. Sürekli korku üretmek zorunda. Gelecek ile bir ümit yaratamadıkları için ancak bir şeylerle korkutarak ayakta kalmaya çalışıyor iktidar. çok çok üzücü bir durum.

    Peki bu krizi en az hasarla atlatmak için neler yapmamız gerekiyordu? 7 Mart tarihinde bir açıklama yaptık. Bu 2 sayfalık açıklamada her şey var. 2001 krizinden Türkiye’yi biz çıkardık, 2008-2009 küresel krizinden Türkiye’yi biz çıkardık. Dünyadaki pek çok krizi gördük, inceledik. Bir daha küresel kriz yaşanmasın diye ne yapılması gerekli, 16 kişilik rapor hazırlayan benim.

    Yapılacaklar çok açık, belli. İlk etapta günlük geliri olan, yevmiye ile çalışanların desteklenmesi gerekiyordu. Kayıt dışı çalışan 9 milyon 300 bin kişi var Türkiye’de. TÜİK’in açıkladığı rakamlar bunlar. Bunlarla ilgili acil çalışmalar yapılmalıydı. Yapılan desteklerin çoğu şu anda faizli kredi, faizsiz değil. İnsanlar evlerinde oturup çalışamıyor ve yarın onlardan borç isteyeceksiniz ve faizli.

    Aslında insanlar yardım yapılması lazım. Verilen krediler nasıl ödenecek, verilemeyen kiralar var. Krediler nasıl ödenecek. ama kredi verildi. Para mı yok. Bir yandan da Merkez Bankası’nın para bastığı yönünde iddialar var, piyasaya para sürdüğü…

    Ağırlıklı olarak kredi tedbirleri, yani İnsanlara borç para veriyorsunuz ve bunların çoğu faizli. Sonra devlet bunları tahsil edecek faizi ile birlikte. Böyle krizlerde yapılması gereken doğrudan transferlerdir. Bir rakam vereceğim. G20 ülkeleri milli geliri yüzde 8’e kadar doğrudan transfer yaptı. vatandaşlarına. G20’nin toplamı 5.4 trilyon dolar. Bizim milli gelirimizi çarparsanız 50-60 milyar dolarlık bir desteğe denk geliyor. Türkiye bunu yapamadı. Çünkü mali alanı yok. Mali alanı olmayınca Merkez Bankası’na döndü Türkiye. Merkez Bankasından para basılıyor. Ve bu basılan para bir şekilde Hazine’ye veriliyor, işsizlik fonuna veriliyor. O paralarla şu anda krediler veriliyor. Merkez Bankası’nın olağanüstü dönemlerde bunu yapması olabilir. Avrupa Merkez Bankası’da bunu yaptı. Ancak bizim Merkez Bankası’nın bir sorunu var. Dövizi yok. Şimdi bu para basma operasyonunun yanında eğer yeteri kadar bir döviz kaynağınız yoksa o zaman bu karşılıksız basılan para gibi görülür piyasada. Ve karşılıksız para bastığınızda o paranın değeri düşüyor. Başkasının parasının değeri yükseliyor, sizin paranızın değeri düşüyor. Merkez Bankası’nın müdahalesi ile eş zamanlı olarak Türkiye’nin döviz kaynağını da bulması gerekiyordu.

    Türkiye şu anda tamamen oyunu dışında. Türkiye’nin ihtiyacı ancak rezerv para basan bankalarda, ABD Merkez Bankası, Avrupa Merkez Bankası, Japon Merkez Bankası ile Türkiye’nin sorunu çözülür. Başka türlü çözülmez. Eğer Merkez Bankası dövizi bulmadan para basmaya devam ederse bu daha fazla kur, daha fazla enflasyon olarak karşımıza çıkar.

    Mutlaka ve mutlaka Türkiye bir an önce bu uluslararası mekanizmaların içerisinde yer almalıdır. Türkiye’nin kendi dövizi yoksa bu dövizi emanet olsa da bulacağı bir yerlere ulaşmalıdır. Aksi halde bu kriz derinleşir.

    Türkiye’nin potansiyeli çok büyük. Türkiye, bizim zamanında savunduğumuz mali kuralı koyabilseydi yasalarına bugün çok rahat para harcardı.

    Soru: Mali kural devreye konulsaydı, ne olurdu?

    Türkiye’de eğer bugün bir mali kural olsaydı, hiç kimse bugün Türk Lirası’nın değerini sorgulayamazdı. Öngülür şekilde planlı, programlı yapardı. Türkiye’nin en büyük sorunu bugün plansızlık, programsızlık. İş çevrelerine, piyasalara yön vermek gerekiyor. Söylediğinize güvenecekler. Sizin söylediklerine güvenecekler. Biz böyle yaptık. Türkiye çok daha iyisini hak ediyor. Sırf kötü yönetim yüzünden fakirlik kapıda. Kimse suçu başkasında aramasın.

    Soru: Londra’dan Lira’ya saldırıldığı için fırlamadı, kötü yönetimden dolayı mı dolar fırladı?

    Düşman arayacak olacaksanız düşman çok. Başarısızlığın sonucunu düşmanlarınıza yıkabilirsiniz ama siz ne yapıyorsunuz? Siz neden gerekli önlemleri zamanında almadınız? Bu saldırılara karşı neden korunak sistemleri oluşturmadınız? Neden bir inat uğruna Merkez Bankası’nın rezervlerini erittiniz. Niye bir inat uğruna Türkiye’yi daracık bir dış politika alanına hapsettiniz. Kaleyi inşa etmeyin, sonrada bize saldırıyorlar diyin. Bu doğru bir tutum değil.

    Türkiye’nin büyük potansiyelini harekete geçirmek şeffaf yönetimler mümkün, demokrasi, insan hakları ile mümkün. İnsanları susturarak bu krizi yönetemezsiniz.

    Soru: Zamanında sizinde aldığınız bir takım tedbirlere, uygulamalara ilişkin de eleştiriler var. Londra merkezli liramıza bir saldırı olduğu gündemdeyken deniliyor ki, Türkiye köprü, havaalanı gibi büyük yap-işlet-devret projelerinde takibi Londra’ya verdi. Bunu da Sayın Davutoğlu Başbakan, Sayın Babacan ekonominin başında başbakan yardımcısı iken yaptı. Nasıl olur deniliyor. Bu bizim ekonominizi kırılganlaştıran, savunmasız bırakan, saldırıya açık hale getiren bir şey midir? Geriye dönüp baktığınızda yanlış mı yaptınız, doğru mu yaptınız?

    Öncelikle şunu söylemek lazım. Yap-işlet-devret ya da kamu ortaklığı projelerinin büyük bir kısmı ilgili bakanlıklar tarafından yapılmıştır. Ekonomiden sorumlu bakanlık yani Hazine’nin benim dönemimde müdahil olduğu sadece üç proje vardır. Bu üç proje Avrasya Tüneli’dir, Üçüncü Köprü’dür ve Osmangazi Köprüsü’dür. Bu üç projede büyük projelerdir, yurt dışı finansmanla yapılan projelerdir. Yurt dışı finansman söz konusu olduğunda kreditörün olduğu şehir ve ülke genelde bu işin hukuki çözümünde aranacağı yerdir. Türkiye şu anda Eurobond ihracı yapıyor. Şu andaki hükümet döneminde Euro’nun ihracı yapılıyor. Milyonlarca dolar ihraç ettiler bu yıl. O sözleşmelere bakın, o sözleşmelerde mahkemeler hangi mahkemeler. Türk mahkemeleri mi yoksa Londra mahkemeleri mi? Şu andaki hükümet yapıyor bunu fiilen. Uluslararası bir teamüldür, istisnalar olabilir. Ama genelde krediyi veren kuruluş nihai mercidir.

    Üçüncü Havalimanı ile ilgili bizim döneminizde Hazine’nin hiç bir müdahilliği olmamıştır. Hazine’nin dışında oluşturulmuştur o proje.

    Soru: Bunlar sizce Türkiye’nin ekonomisi üzerinde, hatta şu anda değilde, önümüzdeki dönemde bizim çocuklarımızın, torunlarımızın üzerinde büyük bir yük oluşturuyor mu? Çünkü buna dair de bir takım rakamlar çıkıyor. Mesela Osmangazi Köprüsü’nden yüz araç geçmesi gerekirken, 3 geçiyor. Van’daki de, Edirne’deki bunun parasını veriyor. Bu bilinmiyor muydu? Şehir Hastaneleri için benzer bir durum söz konusu. Bu ekonomi üzerinde baskı oluşturan bir organizasyon mudur sizcede?

    Bu projeler önemlidir. Kamu ihale yasası 180 kere değiştirildi. İhalelerin çoğu davet usulü yapılıyor şimdi ihaleler. Bu projelerin kendileri gerekli ama maliyetleri olduğunda fazla. Her projenin ödemesi olacak ve büyük bir yük. Ancak devlette devamlılık esastır. Yani sözleşme hukuku önemlidir. Tek taraflı bozulması bir hatadır.

    Soru: Hazine bütçesinden yapılamayacak projeler miydi? Hazine’nin yapması daha doğru değil miydi?

    Bu tür projeler nakit akışı olan projeler olmalıydı. Nakit akışı yeterli olmadığı için sonradan sorunlar ortaya çıkıyor. O günün koşulları ile Hazine’nin yapması mümkün değildi. Özel sektörün devreye girmesi gerekiyordu.

    Devlet sopa gösteriyor yönetmelikle. Gülünç duruma düşüyoruz açıkçası. Devletin resmi kanallarından dinlesek bizde kanacağız. İş üretmeden laf üretiyorlar. 2008-2009 krizinde en az hasarla çıkan ülkedir Türkiye.

    “KARARLAR AKIL, BİLİM VE İSTİŞARE İLE VERİLMELİ”

    Koronavirüs önlemleri kapsamında kapatılan AVM’lerin 11 Mayıs itibari ile açılmasını da değerlendiren Babacan, “Koronavirüs henüz aşısı ve ilacı yok. Bu virüs hala var ve dolaşıyor. Belki tedbirler yavaş yavaş yumuşatılabilir. ama Bilim Kurulunun önerileri önemlidir. Onların sağlık için söyledikleri herşey birinci sırada tutulur. AVM’ler açılacaksa bu belli tedbirler kapsamında olmalıdır. Tüm dünyada ikinci dalga riski var. Kararlar akıl, bilim ve istişare ile verilmelidir. Böyle midir acaba” dedi.

    “BÜYÜK ÜLKELERİ KAPATARAK YÖNETEMEZSİNİZ”

    “Televiyon kanallarının önemli bir bölümü ve gazeteler tamamen iktidar partisinin kontrolüne girdiği için önemli ölçüde izleyici kaybı yaşadı” diyen Babacan, “Bir tarafı tek ses haline getirdiğiniz zaman insanlar alternatiflere yöneliyor. İnsanların bir kısmını etki altında tutabilirsiniz. Ama tümünü tutamazsınız. alternatif mecralara yöneliyor. Hükümetin yeni düzenlemesi de var. Sosyal mecrayı da kontrol altına almaya çalışıyorlar. Teknoloji onu düzenlmeye çalışanlardan çok daha hızlı koşan bir alan. İşleri daha zor bu açıdan. Bugün bir YouTube kanalının yayına girmesi 30 saniye. Büyük ülkeleri kapatarak yönetemezsiniz. Büyük ülkeyi özgürleştirerek yönetebilirsiniz” diye konuştu.

    “AK PARTİ’YE SORSUNLAR, BENDE MERAK EDİYORUM”

    İktidar partisinin ortaklarına baktığında hayret ettiğini belirten Babacan, “Nasıl olur da böyle zihniyetlerle bir araya geliniyor. Bir yanda hayret ediyorum, bir yanda üzülüyorum. 28 Şubat döneminde siyasette değildim, işimdeydim. 28 Şubat’a dair sorular varsa muhatabı AK Parti’dir, yöneticileridir, lideridir. Bu sorular kendilerine yöneltilmeli. Gerçekten onlarda aynı fikirdeler mi değil mi? çok yakınlar ya, bende merak ediyorum doğrusu” dedi.

    “28 Şubat’ın ruhu hortlamış olabilir mi?” şeklindeki soruya Babacan, “Bugün de özgürlükler kısıtlamış, hak sorunu, hukuksuzluk sorunu var. Kıyaslamak biraz zor. Üzerinden zaman geçti” diye yanıt verdi.

    Babacan, zor bir süreçten geçildiğini kaydetti.

    “BİZİM LİDERLİK TARZIMIZ DEMOKRATİK BİR LİDERLİK”

    Bugüne kadar açık bir tehditle karşı karşıya kalmadıklarını belirten Babacan, “Ana akım medyada yok görmek gibi bir tutum var” dedi. Babacan, teşkilatlanma sürecinde olduklarını söyledi. Babacan, “Biz Türkiye için ortaya koyduğumuz perspektifinden eminiz. Sağcısı, solcusu bizim için önemli değil. Bütün vatandaşlarımız için çalışacağız. Farklı faklı liderlik biçimleri vardır. Bizim liderlik tarzımız demokratik bir liderlik. Bu halka daha iyiyi sunmak istiyoruz” dedi.

    “HASTA DEMOKRASİYİ İYİLEŞTİRMEYE GELİYORUZ”

    Babacan, “Türkiye’de uluslararası sıralamalarda geldiği noktaya bakınız. Özgürlükler, demokrasi, hukuk, medya özgürülüğü noktasında aşağı iniyoruz. Otokratikleşme eğilimlerin oldukça yüksek olduğu ve otokrasi trendinin kötüye doğru gittiği bir ülke Türkiye. Kötünün kötüsü var. Seçim oldu geçen sene. Demokrasi ölmedi, hala hayatta ama hasta. Biz hasta demokrasi alanını genişletme mücadelesi vereceğiz” diye konuştu.

    “ERKEN SEÇİMİ ZAYIF İHTİMAL GÖRÜRÜM”

    Babacan, “Güç eldeyken, İstanbul, Ankara, Antalya, Adana kaybedilmişken, 2023’e kadar sürdürmek varken, bugün neden riske edilsin. Bu yıl bir seçimi ben zayıf ihtimal olarak görürüm. Erken seçim tetikleyecek iki husus olur. Birinci husus ittifak ortakları arasındaki ilişki bozulabilir, ikinci hususta ülkenin şartları zorlar. Ancak bu şartlar ülkeyi seçime götürür dedi.

    Babacan, kuruluş aşamasındayken diğer partilerden partilerine geçmek isteyen milletvekilleri olduğunu dile getirerek, “Teşkilatlarımızda görev alacak kişilerin en az yarısının daha önce başka partide siyaset yapmamış olan kişilerden seçeceğiz. Parti kimliği oluşturduktan sonra gelmek isteyenleri alırız” dedi.

    “HER HANGİ BİR TARİKATA ÜYE MİSİNİZ?” SORUSUNA YANIT

    Babacan, “Her hangi bir tarikata üye misiniz?” sorusuna “Hiçbir zaman olmadım. Benim annem, babam hiçbir zaman olmadılar. Ailemde hiç kimse olmadı, yakın çevremi söylüyorum. Çünkü biz açıkçası aile olarak akla çok önem veriyoruz. Ben aklımı asla hiç kimseye teslim etmedim bugüne kadar. Her zaman kendi hür irademle hareket ettim. Benden büyük tek bir irade var, o da ilahi irade. Onun haricinde ben kendi irademle hareket ettim. Hayatımın her aşamasında, AK Parti içerisinde dahi. Bunları neyden anlayabilirsiniz. Aşağı yukarı 17-18 yıllık bir AK Parti geçmişim var. Ve o süre içerisinde benim açıklamalarım var. Bütün görüntüleri tarayın, ağzımdan çıkan her şeyi tarayın. Ben hepsinin altına imzamı atarım” dedi.

    Babacan, Diyarbakır Valisi ve kayyumunun AK Parti yöneticileri ile toplantı yapmasını da, “Diyarbakır’daki hadise, şu anda ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ama aynı zamanda bu sistemden sonraki fiili uygulama işi öyle bir noktaya getirdik ki, bu tür tablolar açıkçası beni hiç şaşırtmıyor. Vali kime bağlı, İçişleri Bakanı’na, İçişleri kime bağlı, Cumhurbaşkanı’na. Peki Cumhurbaşkanı Diyarbakır İl Teşkilatı ile oturup toplantı yapabiliyor mu, aynı zamanda partinin genel başkanı olarak yapıyor. Cumhurbaşkanı’na bağlı çalışan vali yaptığı zaman “vay canına bu nasıl oluyor” deniliyor. Sistem baştan yanlış. Türkiye’de ne zaman Cumhurbaşkanlığı forsu ile AK Parti bayrağı yan yana konulmaya başlandı o günden bu güne dikiş tutmuyor. Sistem yanlış. Anayasa’daki Cumhurbaşkanlığı yemininde tarafsızlık var. Dolayısıyla bu sitemle Türkiye’nin devam etmesi mümkün değil. Eski sisteminde eksiklikleri var. Biz güçlendirilmiş parlamenter sistem diyoruz. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var” şeklinde değerlendirdi.