• Davutoğlu, Albayrak’ı hedef aldı

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, “Meclisi, Camileri kapalı tutup da AVM’leri açmak hangi hesap ve planlamanın ürünüdür? AVM’leri kapalı tutmayı gerektirecek bir tehlike yoksa, Cumhurbaşkanı neden kendisini Huber köşküne kapatmaya devam ediyor? Neden Ankara’ya, Külliye’ye gelip Bakanlar Kurulunu orada toplamıyor?” dedi.

    Davutoğlu’nun açıklamalarından satır başları şu şekilde:

    “Bir çok uzmana göre daha kritik eşik geçilmeden normalleşme sürecini başlattı. Ülkemizde hayat durmuş, bir daha durmasın, hali hazırda ödediğimiz ağır ekonomik maliyetin ötesine geçmesin diye sosyal mesafe kuralının üzerinde milletimiz titriyor ama bu iktidarın derdi liglerin yeniden başlaması veya AVM’lerin açılması.

    Tıpkı kof çıkan ekonomik tedbir paketinin içerisine konut kredisi koyan çapsızlık ve suiistimal gibi şimdi de birileri AVM’ler üzerinden ateşle oynuyor. Cumhurbaşkanı ve çevresindeki 3-5 kişi hangi bilgi ile bu kararı aldılar? Eğer varsa bu yönde bir bilgi, veri paylaşsınlar bilelim. 2 hafta daha neden sabredemediniz? Hangi çıkar gruplarının  baskısı sizi bu noktaya getirdi.

    Ortada bir an önce AVM’ler açılsın diye bir kampanya vardı da biz mi görmedik? Bir an önce maçlar başlasın diyen bir spor adamı, teknik direktör, oyuncu, kulüp başkanı mı var? Gerçekten anlamak için soruyorum. Kim sizi zorladı bu erken normalleşme kararına?

    Hadi diyelim bir karar aldınız yine içinde bir çok çelişki var. Normalleşmeden bir gün önce yani dün Pazar günü Türkiye nüfusunun yarıdan fazlası büyükşehirlerde ve sokağa çıkma yasağı var. Yani salgın riski o boyuttaki sokağa ekmek almanın dışında çıkmanız yasak. Ertesi gün yani bugün Merkezleri açık.

    Bu nasıl bir çelişkidir diye sormazlar mı? Halkımızın güzel deyişiyle; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Eğer salgın riski yoksa dün neden sokağa çıkma yasağı vardı? Eğer salgın riski varsa bugün neden AVM’leri açıyorsunuz?

    “TEHLİKE YOKSA CUMHURBAŞKANI NEDEN KENDİSİNİ HUBER KÖŞKÜ’NE KAPATMAYA DEVAM EDİYOR”

    AVM’lerin açılmasında bir mahzur yoksa TBMM neden kapalı, Camilerimiz neden kapalı? Meclisi, Camileri kapalı tutup da AVM’leri açmak hangi hesap ve planlamanın ürünüdür? AVM’leri kapalı tutmayı gerektirecek bir tehlike yoksa, Cumhurbaşkanı neden kendisini Huber köşküne kapatmaya devam ediyor? Neden Ankara’ya, Külliye’ye gelip Bakanlar Kurulunu orada toplamıyor?

    Huber Köşkü’nden çıkıp Ankara’ya gelip işinizin başında ülkeyi yönetecek kadar şartların düzelmediğine inanıyorsanız, neden AVM’leri açma kararı alarak milletimizin sağlığını tehlikeye atıyorsunuz? Sadece bu da değil. Ligleri biraz daha erteleseniz hatta hiç başlatmasanız Türkiye ne kaybeder? Hangi gerekçe, hangi akıl yürütme size bu kararı aldırttı, kamuoyuyla paylaşabilir misiniz?

    “MESELE PR, PR, PR”

    Şimdi Federasyon sanki her kararı kendisi alabiliyormuş gibi maçlar başlayacak diyor. Ancak Sağlık Bakanlığı da bu karada bizim dahlimiz yok diyor. Biri talimatın gereğini yapmaya, diğeri muhtemel ağır sorumluluktan kaçmaya çalışıyor. Aynı sokağa çıkma yasağının ilk günüdeki koordinasyonsuzluk ve sorumluluğu örtme çabası gibi. Hayır mesele spor da değil sağlık da.  Mesele pr pr pr.

    Siz insanların hayatını zorlaştırmak için mi varsınız kolaylaştırmak için mi? Ya da daha açık konuşalım hangi çıkar grubu sizi buna zorluyor? Eğer ekonomik gerekçeler diyorsanız onun sebebi de sizin başarısızlığınız?

    “AÇIN DÜKKANLARI, KAÇ KİŞİ HASTA OLACAKSA OLSUN MU DİYORSUNUZ?”

    O kadar iş yeri sahibinin bir doğalgaz, elektrik faturasına bile çare bulamadınız, kısa çalışma ödeneğinde hala sizden cevap bekleyen milyonlar var. İşleri aksadığı için sizden yardım bekleyen yüzbinlerce işletme sahibi var. Biz sizin ekonomik dertlerinize derman olamıyoruz öyleyse açın dükkanlarınızı, kaç kişi hasta olacaksa olsun mu diyorsunuz?

    İnanın anlamakta, kabullenmekte zorlanıyoruz. Bu arada son olarak da içim yanarak Koronavirüs konusunda İstanbul’da yapılmakta olan hastanelere tekrar değinmek istiyorum. Muhtemelen görmüşsünüzdür. Cumhurbaşkanı Erdoğan koronavirüs salgını nedeniyle Atatürk Havalimanının binlerce metrekarelik kapalı alanı bomboş dururken sıfırdan yaptırılan inşaatları gezdi.

    “İŞÇİ KARDEŞLERİMİZ YAN YANA DİZİLİP CUMHURBAŞKANI’NI SELAMLADILAR”

    Erdoğan kapmasın diye -ki burada önlem almak doğrudur, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının sağlığı son derece önemlidir- işçi kardeşlerimiz metrelerce uzaktan cumhurbaşkanını selamladılar ama o işçi kardeşlerimiz bunun için omuz omuza yan yana dizilmişlerdir. Allah aşkına o insanların canı can değil mi peki? O işçilerin evladı, bakmaları gereken aileleri, yakınları yok mu?

    “TİPİK ERGEN PSİKOLOJİSİNE SAHİP ÖĞRENCİ TAKTİKLERİ”

    Salgının etkisinin kısmi olarak azalması ile birlikte salgın sonrası ekonomik hayatta ortaya çıkması muhtemel enkaz tablosu ile ilgili olarak şimdiden iki temel strateji benimsenmiş görünüyor: Bunlardan birisi sanal bir başarı hikayesi oluşturma; diğeri ise başarısızlıkları komplo teorileri ile yurtdışına operasyonlarına ve hayalet güçlere havale etme. Bunlar tipik ergen psikolojisine sahip öğrenci taktikleridir. Bütün iyi notları onlar almıştır; kötü notların müsebbibleri ise kendilerine takan hocalardır.

    İlk taktiğin bir gereği olarak, bugünlerde Sayın Erdoğan başta olmak üzere ortakları ve sözcüleri doların 7 TL’yi aşmış olmasının aşikar kıldığı beceriksizliğe gözleri kapatarak ekonomideki başarılardan bahsediyorlar….

    “BİZİ FAİZCİ İLAN EDEN CUMHURBAŞKANI BUGÜNKÜ YÖNETİMDEN NEDEN HESAP SORMUYOR”

    Şimdi sormak hakkımız değil mi? 20 yılı başında kitlelere BB olarak bendenizi ve başında bulunduğum hükümeti şikayet eden, BB yardımcımız Mehmet Şimşek’i ve Merkez Bankası Başkanımız Erdem Başçı’yı faizci olarak itham eden sayın CB bu vahim faiz tablosu karşısında bugünkü ekonomi yönetiminden niçin hesap sormamaktadır?

    Sormaz, soramaz. Neden biliyor musunuz? Sistemin nepotizme yani akraba kayırmacılığına dayandığı sistemlerde hesap sorulmaz, oluşturulur. Hele hele birinci derece akrabaların ast-üst ilişkisi içinde olduğu durumlarda hesap verilebilirlik söz konusu olamaz.

    Biz 2016’da rasyonel politikalarla devletin faiz harcamalarını her geçen gün düşürürken bu yönetim bir taraftan faize karşı dini hamaset yaparken diğer taraftan milletin kaynaklarını faizcilere peşkeş çekmektedir.

    “SEÇİLMİŞ BAŞBAKANA DARBE YAPMAYA DEĞDİ Mİ?”

    Bu rakamlar ışığında şimdi soru sormak hakkı bizdedir:

    “Halk nezdinde her geçen gün popülaritesi artıyor; şimdi durduramazsak bir daha durduramayız” diyerek seçilmiş bir başbakana parti-içi darbe yapmaya değdi mi?

    “Şeffaflık ve siyasi etik yasası geçerse ilçe başkanı bulamayız” diyerek yolsuzlukları meşrulaştırmak üzerinden kaynak israfı yapılmasına değdi mi?

    Yüksek profilli başbakanlığın önce profilini düşürüp sonra lağvederek bütün gücü tek bir kişide toplamaya ve örtülü bir ikinci adamlık ile nepotizmin en yıpratıcısını yapmaya değdi mi?

    15 Temmuz’da bedel ödemeye hazır bir şekilde harekete geçmiş davaya samimi bir şekilde bağlı teşkilat mensuplarını dışlayıp eski Türkiye’nin aktörleri ile kol kola girmeye değdi mi?

    “LİYAKATSİZLİK VE CİDDİYETSİZLİK BAKANLIĞI”

    Niçin bu noktaya geldik değerli vatandaşlarım? Bu sorunun iki kelimeden oluşan çok basit bir cevabı var: Liyakatsizlik ve ciddiyetsizlik. Bu ekonomi yönetiminin liyakatsizliğini artık belki de konuşmaya gerek yok. Bu ekonominin ciddiyetsizliğini cebinde, mutfağında, evinde, işyerinde hissetmeyen bir tek vatandaşımız kalmadı. Hazine ve Maliye bakanlığının ismini “liyakatsizlik ve ciddiyetsizlik bakanlığı” ile değiştirsek hiç kimse garipsemeyecektir.

    Dış mihrak, büyük oyun, küresel darbe, Londra’dan ekonomimize saldırıyorlar, faiz lobisi ülkemize saldırıyor… gibi hamasi, gerçeklikten yoksun retoriklerle milletimizi aldatıyorlar. Zaten millete söyleyeceği sözü olmayan, meseleleri çözme becerisi kalmayan ve ülkeye verecek bir şeyi kalmayan her iktidarın yaptığı gibi mevcut iktidar da hamasi söylemler, suni gündemler ve sanal yöntemlere sığınmak zorunda kalıyor. Bundan sonra da topluma sürekli öcüler gösterecekler ve hamasete başvuracaklar, çünkü ülkeyi yönetemiyorlar, sorunları çözemiyorlar. Tam tersine kendileri sorunların kaynağına dönüştüler.

    Ben her türlü komployu, hamaseti ve suni gündemi tekrarlarım millet de bunları sineye çeker, diye hesaplıyorlar. Milletimizin aklıyla, muhakemesiyle alay ediyorlar. Milletimizi her söylenene inanan cahil, saf bir kitle gibi algılıyorlar.

    Görünen o ki iktidar bu yalanlardan vazgeçmeyecek. Çünkü ancak böylesi bir yalan rüzgârı eserse gemilerinin yürüyeceğine inanıyorlar.

    Ekonomimiz bu halde iken ülke siyaseti “Eski Türkiye’nin bütün alışkanlıklarının geri döndüğü bir fetret dönemi yaşıyor maalesef. İşte iki haftadır “geleneksel darbe geliyor” haftalarını yaşadık. Resmen ülkenin iktidar partisi, cumhurbaşkanı, bakanları, milletvekilleri milletimize kendilerine karşı bir darbe girişimi olduğunu söylediler. Darbe gibi ciddi iddialarda bulunuyorlar ama gereğini yapmıyorlar.

    “DARBE İDDİALARI SUSTURUCU OLARAK KULLANILDI”

    <><>

    Adalet bakanlığı seyrediyor, savcılar seyrediyor, savunma bakanı seyrediyor, iç işleri bakanı seyrediyor. Bu bakanlıkların seyrettiği bir hikayeye milletimizin inanmasını bekliyorlar. Çünkü ortada gereği yapılacak bir durum yok. Darbe iddiaları birer susturucu olarak kullanılıyor. Beceriksiz ekonomi yönetimini eleştiriyorsunuz, darbecilere destek veriyorsunuz diyorlar.

    Bir maske bile dağıtamayan hükümeti eleştiriyorsunuz, darbe girişimi var diye gürültüye getiriyorlar. Dolar 7 TL’yi geçmiş, tarihi rekora ulaşmış, bu durum konuşulmasın, tartışılmasın, beceriksizlikleri açığa çıkmasın diye “bize darbe yapılıyor” diyorlar. Cumhurbaşkanının, iktidarın, hükümetin sınırsız koruması ve dokunulmazlığı var ama yetmiyor. Bir de en ufak bir eleştiri getiren herkesi darbeci olmakla suçluyorlar. Vatandaş her Allah’ın günü dolar darbesinden, adaletsizlik darbesinden, hukuksuzluk darbesinden, liyakatsizlik darbesinden artık bitap düşmüş ama varsa yoksa “birileri iktidara darbe” yapmayı planlıyor iddialarıyla aklı selimi köreltmeye çalışıyorlar.

    Türkiye’nin kanlı ve acı siyasi tarihinin en önemli başlığı olan darbe meselesi ancak bu kadar ayağa düşürülebilirdi. Türkiye’de darbe meselesi her onurlu ve haysiyet sahibi vatandaşımız için öncelikle ciddi ve acı bir meseledir. Ciddidir; zira hiç şakası, spekülasyonu ve üzerinden rant devşirmesi olmayacak bir meseledir.

    Acıdır; çünkü bugüne kadar yan etkileriyle ve süreçleriyle birlikte on binlerce insanımızın canına mal olmuştur.

    Birileri çıkıyor sülale olarak şu kadar kişiyi hallederiz, benim listem var deyip kendi komşularını tehdit edecek kadar vicdansız, gözü kara, akıl dışı uçlara savrulabiliyor. Ve en acısı bunlara karşı iktidardan tek bir cümle, sadra şifa tek bir itiraz yok. Üstüne destekleyenler var.

    Dikkat çekici olan ise, bu tür ucuz kahramanlık sergileyenlerin çoğunun geçmişte FETÖ ekranlarında boy göstermiş olmaları ve FETÖ’nün savunuculuğunu yapmış olmaları. Tekrar ediyorum. Allah aşkına siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu yolun nereye çıktığını görmüyor musunuz? Hadi tarih bilmiyorsunuz, geçmişi bilmiyorsunuz aklınız da mı yok, vicdanınız da mı yok? Bu tür sorumsuz adımların çevre ülkelerde nelere yol açtığını görmüyor musunuz?

    Sayın Erdoğan ve iktidar artık şunu anlamalıdır. Darbe bir sosyal medya kampanyası malzemesi olamaz. Darbe tartışması bir iktidar kampanyası malzemesi olamaz. Bu bir oyun değildir. Sizler sosyal medya fenomeni değilsiniz, trol değilsiniz, olmamalısınız. Sizler bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerinizde taşımalısınız. Eğer darbe iddialarınız ciddiyse, toplumun karşısına geçin ve bu iddianızın kaynağının ne olduğunu açıklayın. Kimler darbe yapıyor? Kimlerle bu darbeyi yapıyorlar? Hangi kurumlarla bunu yapıyorlar?

    Eğer bu konuda ciddiyseniz, epey bir süredir uğramadığınız Ankara’ya gelin kurumları ve mekanizmaları çalıştırın. Eğer bu iddianızda samimiyseniz, AVM’leri açacağınıza Meclis’i açın ve Meclis 15 Temmuz’da oynadığı tarihi rolü yeniden oynasın. Eğer böyle bir tehdit varsa, buyurun iktidarı ve muhalefetiyle Yenikapı ruhunu yeniden diriltelim ve bu tehditle hep beraber mücadele edelim. Bunları yapmak yerine, eğer sosyal medya ordularınızı devreye sokuyorsanız, milletin sahici gündemini bastırmaya çalışıyorsanız, her eleştiriyi susturmaya çalışıyorsanız, bu yaptığınız siyasal bir ucuzluk, ahlaki bir sorumsuzluktur.

    Gelin şimdi bir başka soru soralım?

    Gerçekten darbeden bahseden hiç mi kimse yok?

    Hiç mi darbe tehdidi yok? Olmaz olur mu? Eski Türkiye’nin kirli, kanlı ve darbeci aktörleri, iktidar ve devlet mahfillerinde tekrar iade-i itibar kazanır da darbe tehdidi olmaz mı? Nerede bir 28 Şubatçı, 27 Nisancı varsa 15 Temmuz’dan sonra iktidar mahfillerinde, devlet kurumlarında, iktidar medyasında arzı endam etmeye başladılar. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünü kahraman milletimiz engelledi ancak eskiden darbe yapma teşebbüsüyle yargılanan kim varsa gelip milletimizin kazanımları üzerinden itibar ve makam sahibi oldular.

    Onların en ucuzlarından, iktidar medyasının yeni yıldızlarından, Pekin ve Şam’ın Türkiye , bütün ömrü demokrasi ve İslam düşmanlığıyla geçmiş bir etki ajanı açıkça 28 Şubat darbesinin bugün hala devam ettiğini söylüyor. Ve ne hikmetse bir tweetten, bir yazıdaki bir cümleden, bir konuşmadaki bir ifadeden, doların yükselmesinden darbe bulup çıkaranlar; açıkça darbenin devam ettiğini söyleyenler karşısında sus puslar. Koalisyon hükümetinin görünen iki ortağı var diye biliyoruz. AK Parti ve MHP. Anlaşılan bu koalisyon hükümetinin diğer ortakları da var ve onların darbeden bahsetmesi serbest.

    Bugün iktidar 15 Temmuz ruhuna ihanet ederek ne kadar eski Türkiye’nin demokrasi düşmanı, İslam düşmanı, insan hakları düşmanı, adalet düşmanı ve hukuk devleti düşmanı varsa onlarla koalisyon halindedir. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” bugün açık bir “koalisyon hükümetine” dönüşmüştür. Asıl davul bir tane ve AK Parti’nin boynuna asılmış, tokmak ise birden fazladır. İstedikleri zaman gelip istedikleri gibi çalıp istedikleri sesleri çıkartmaktadırlar.”

    <><>